#mutluol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#mutluol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2014 Cumartesi

20- Kendine Bir Hobi Edin - Yeni Şeyler Dene! Mutlu Ol!

Mutlu olmanın yollarından birinin de sürekli yeni birşeyler denemek olduğuna inanıyorum ben. Hayatımda da benimle birlikte yeni şeyler denemeyi seven eşim, ailem ve arkadaşlarım var ve bu da beni daha da mutlu ediyor.



Her sene kendime hedefler koyarım oldum olası. Ne kadarını başarabilirim o tartışılır ama hedefleri belirlemek de büyük bir adım diye düşünüyorum. Mesela bu yılı bitirirken, yılbaşı hazırlıkları için baktım ki, geçen yıl yazdığım hedeflerimin çoğunu gerçekleştirmişim ki bu da başlı başına bir mutluluk kaynağı. O konuya da ayrı bir yazıda değineceğim inümüzdeki günlerde.

Eşimle ben her yıl farklı bir hobi deneriz. Seversek ona devam ederiz. Yeteneğimiz olduğunu anlarsak, sürdürmeye çalışırız. Hem birlikte KALİTELİ bir zaman geçirmiş olur, hem de hayatın farklı zevklerinin tadına bakmış, fani dünyanın koşuşturmacasından birkaç saatte olsa BİRLİKTE kaçmış oluruzç Bu hobiler bireysel olarak da pekala çok keyifle yapılacak şeylerdir bu arada. Kimseye gerek yoktur, bir kendiniz, bir de işin size verdiği manevi tatmin yeter de artar bile.

Henüz paylaşmaya fırsat bulduğum, 2 yıl önce gerçekleştirdiğimiz bir etkinlikti HEYKEL kursuna gitmek. Kar kış demedik gittik. Önlüklerinizi taktık, aletlerimizi aldık ve buladık ellerimize kile, çamura. Ne stres kaldı ne birşey. Rutinden kaçtık, acayip keyif aldık. Yeni insanlarla tanıştık, heykel yapmayı çok sevdik, elimizin yatkın olduğunu gördük ve eve kil depoladık. Diğer yapacağımız heykeller için:) tabi o ortama girmeyince çok kolay olmuyor evde o işi yapmak ama yapabileceğini bilmek de bir o kadar keyif veriyor insana.

İşte kısacık kursta, 1 ayda yaptığımız büst ve el heykellerimiz. Soldaki büst benim, sağdaki Hakan'ın. Ayaktaki yumruk benim, yatan (fırınlamadığımız için kırıldı tabi) yumruk da Hakan'ın yaptığı.



Biz yaparken çok keyif aldık. Size de öneririm. En azından denemenizi. Bambaşka birşey de olabilir. Artık birçok fırsat da çıkıyor, onları da değerlendirebilirsiniz. Bu iki yıl önceydi, geçen sene mi ne yaptık_ Geçen yıl da tiyatro maceramız oldu. O da başka bir yazının konusu.

Herkese sevgilerimle,
Mutlu Kalın..

8 Ocak 2014 Çarşamba

19- OLDUĞU GİBİ KABUL ET! Mutlu ol!


Kimseyi ama kimseyi değiştirmeye çalışma!! 
Dikte etme!!!
Herkesi olduğu gibi kabul et!!

Hayatta "herşey mümkündür" denir ya, "imkansız diye birşey yoktur"... 

Ama imkansıza yakın birşey vardır; o da birisini değiştirmek. Kendi kalıbınıza sokmak. Herkesin kendi şahsına münhasır bir hali vardır ve siz ne yaparsanız yapın onu değiştiremezsiniz. Ne kadar "değiştim ben" dese de karşınızdaki, değişmediğini bilirsiniz. Ve değişmeyeceğini de... Gün gelir o öz fışkırır içinden ve yine kendisi olur.




"Hayatta değişmeyen tek şey değişimin kendisidir" demişti Herakleitos. Evet herşey değişir, zaman değişir, dünya değişir, bakış açıları, algılar, inanışlar, sistemler, davranışlar, tavırlar.. hepsi değişir. Evrensel ahlak değişir. Savaşlar, depremler, tsunamiler, doğal afetler gerçekleşir. Hayat değişir.




İnsan olur. Ruhu olduğundan bu yana aynıdır. İstekleri, beklentileri, hayalleri olur, amaçları olur. Özü aynıdır. İnsan değişmez. Yaşam sürecindeki yolculuğunda karşısına çıkanlara ayak uydurur, boyun eğer, itiraz eder, saldırır, savunur. Ama insan olur. Değişmez. Her birey ayrıdır. Onu sisteme sokamazsınız, "böyle ol" diyemezsiniz. Herkesin doğrusu farklıdır, doğrular değişir, gerçeklik tektir, değişmez. İnsan gerçektir.

"Ol dedi ve oldu"
"Öl dedi ve öldü"

Kimseyi ama kimseyi değiştirmeye çalışma!! 
Dikte etme!!!
Herkesi olduğu gibi kabul et!!


Bülent Ortaçgil – Benimle Oynar Mısın?

Su olsam, ateş olsam
Göklerdeki güneş olsam
Konuşmasam taş olsam
Yine de oynar mısın benimle

Susulsam kusur olsam
Ağızdaki küfür olsam
Doğuştan esir olsam
Yine de oynar mısın benimle

Sayılmasam kaç olsam
Toprakdaki güç olsam
Aptal gibi suç olsam
Yine de oynar mısın benimle

Benimle oynar mısın
Benimle oynar mısın?

8 Ekim 2013 Salı

18- ODANI TOPLA! DÜZENLİ OL! Mutlu ol!


Gretchen Rubin'in "Mutluluk Projesi"ni ilk okuduğumda yazlıkta deniz kenarındaydım. Kumsala uzanmış, dertten tasadan uzak güneşin ve yazın tadını çıkarıyordum. Araştırma kitapları, akademik yayınlar okumaktan bıktığım bir dönemdi ve kafamı rahatlatmak için özellikle kapak sayfasından etkilenip alıvermiştim bu kitabı.

Sayfaları çevirdikçe, "mutlu olmak için bahsettiği konular da ne böyle, çok basit" demiştim." İnsan bu ufak tefek şeyleri zaten hep yapmıyor mu? Bundan bir kitap yazmak biraz tuhaf değil mi?" diye düşünmekten kendimi alamamıştım. Neden sonra farkettim ki kitabı elimden bırakamıyorum. Sadece plajda uzanırken değil, sabahları erkenden kalkıp hatta gece yatarken de okumaya devam ediyorum.


Küçük pratiklerdir aslında yaşamımızda mutluluğu yakalamamızı sağlayan. Hepsi birbirini tetikler ve o "content", huzurlu ruh hali gelip yerleşir üzerimize.

Bu yazıda değinilecek olan Gretchen'ın söylediği emirlerden "düzenli ol" kavramıdır mesela. Düzenli olmanın aslında hayatımızı da bir şekilde düzene soktuğu gerçeği yadsınamaz. Üzerine düşünüldükçe de mantıklı gelir. Pratikte bir düzen hastaları vardır bir de tembeller elbette. İş güç, çoluk çocuk, evcil hayvan gibi bağlılıklarımız da bizi çevremizi veya evimizi her daim düzenli tutmaktan alıkoyabilir kimi zaman. Ve elbette çok doğaldır bu.


Ben mesela çalışırken, okurken, ya da planlarım konusunda çok düzenli ve detaycı olsam da, bazen biraz da burcumun gereği bazı ev işlerini beklemede bırakabilirim rahatlıkla. Benim için o işlerden ziyade daha önemli şeyler vardır, düşünmek, yazmak, çizmek kimi zaman hayal kurmak:) bazen kıyafetler çıkarıldığı gibi kalır veya kurumuş çamaşırların bir süre daha askıda durmasının sakıncası yok gibi gelir. Günlerdir değiştireceğim çantamı bir türlü boşaltamam ve milyon tane farklı çantamdan diğerine geçemem vs.

Bazen zordur bu pratik şeyleri yapmak nedense. Ruh yorgunluğu, kafa yorgunluğu, bıkkınlık ya da fazla aktiflik gibi şeyler girebilir aranıza düzenle. Ve bu çok normaldir.

Önemli olan bu "evini, odanı düzenli tut" fikrini benimseyebilmek ve mümkün olduğunca hayata geçirebilmektirç Aklınıza her geldiğin de yastıkları düzeltip, evi süpürmek veya dolapları parça parça da olsa toplamak gibi ufak tefek şeyler yaparak başlayabilirsiniz. Mesela çok uzun zamandır kullanmadığınız ve işe yaramayan ıvır zıvırları atıp fazlalıklardan kurtulup daha açık mekanlar elde ettiğinizde ve herşeyi yerli yerinde tuttuğunuzda aradaki farkı göreceksiniz. Yani nasıl daha huzurlu hissettiğinizi.

Ben işe yazlık tişörtlerimin durduğu çekmeceyi yeniden düzenleyerek ve kıyafetlerimi renklere göre kategorize ederek başladım işe. Hepsi aynı anda olmaz tabi ama bu bile çok iyi hissettirdi. Her sabah kıyafetlerimle kavga yaşamadan güzelceee alıp aralardan, diğerlerinin de katlarını bozmadan çekmeceyi kapatmayı başarabiliyorum artık:) ve inanın çekmeceyi her açtığımda daha mutlu oluyorum. Ve aslında ne kadar çok tişörtüm olduğunu ve sevdiğim birkaç parça eşyanın gerilerde kaldığı için hakkını veremediğimi görmüş ve kendilerini değerlendirmeye almış bulunuyorum.

Siz nereden başlamak istersiniz?:)

24 Temmuz 2013 Çarşamba

17- HERGÜN BİRŞEY YAP! Mutlu Ol!


İşten çıkıp yorgun argın eve geldiğimizde genelde hiç birşey yapmaya takatimiz kalmayabilir. Rutin olarak işten çıkılır, eve varılır, bir duş alınır, yemek yapılır, o esnada -eğer ki evde erken oluyorsanız tabi- iç karartan haberlerimiz dinlenir. Sonra yemek yenir zaten sofra topla bulaşık yıka falan derken saat epey geç olur. E sonra bir dizi varsa veya bir film o izlenir. Zaten yatma saati de gelir. Yatılır. Sabah kalkılır, işe gidilir. Veee işten gelinir, yine aynı döngü başlar.

Başka ne yapılabilir? Diğer alternatifler nelerdir? Bir spor klubüne üyeyseniz iş çıkış ona gidersiniz veya arkadaşlarınızla bir kahve içmeye, ya da dansa, ya da kafa çekmeye:)

Tabi bunlar rutin olarak yapılanlar. Elbette bir sürü alternatif söz konusu.. farklı olarak neler yapılabilir? emin olun ki her gün en az farklı bir şey yapmak ruhunuzu okşayacak, kendinizi çok daha iyi ve farklı hissetmenizi sağlayacaktır.Ufak ama basit şeyler yapabiliriz hepimiz bence..küçük iyilikleri de yapıp denize atabiliriz birer birer:)


1. sokak kedisini köpeğini sev--hiçbir maliyeti yok!

ben mesela sabahları sokaktaki kedileri besleyip okşayarak başlıyorum günüme..servise gidene kadar kiminin kafasını okşuyor, kiminin göbeğini kaşıyorum..kimine mama veriyor kimine de poz verdiriyor fotoğraflarını çekiyorum..ve servise mutlu biniyorum.

2. ofiste hiç konuşmadığın insanlarla selamlaş, sohbet et!

kimi zaman fark edilmekten mutlu olduğunu gizleyemeyen ve şevkle size karşılık veren kapı görevlisi, kimi zaman çiçeklerin arkasında kaybolmuş bahçıvan, kimi zaman da mantolama yapan ustadır mutlu olan..

3. yaşlılara yardım et..

işten eve dönerken yaşlı bir teyzeyi amcayı marketten aldığı şeyleri taşırken görüp kayıtsız kalma..evine kadar ona torbalarını taşımakta yardım et..

4. zamanını planla- yapılacaklar listesi oluştur..

Günlük işlerimi işe gelir gelmez ajandama ya da google'ın to do listesine sıralıyorum.. Gün içerisindeki küçük hedeflerim oluyor bunlar..fatura öde, bilet al, şunu araştır, bunu oku, şu kişiyi ara vs. gibi ufak notlar..ve bunları yaptıkça üzerlerine birer çizik atıyorum..bittikçe insanı mutlu ediyor bu yapılanlar.. Hem de bu yöntemle zamanınızı nasıl harcadığınız konusunda en önemli sonuçlara vararak, bir sonraki adıma hazırlanmış oluyorsunuz.

5. erken kalk!

ben haftasonu da olsa genelde erken kalkarım..tabi ki iyi bir uyku zinde bir yaşam için gerekli ama bence fazlası günden kayıp..o yüzden erken kalkıp daha fazla şey yapabilmeyi tercih ederim..erken kalkan yol alır.:)

6. çok büyük beklentiler içerisine girme!

herkesi kendin gibi düşünmeyeceksin, ben bunu öğrendim..evet kendine önem verip kendini beğenmende bir sakınca yok. ama herkesten senin davrandığın gibi davranacaklar diye bekleme.. zira öyle olmuyor, olmayacak..başlarda acıtsa da beklentilerin karşılanmaması, sonra boşvermeyi öğreniyor ve daha mutlu oluyorsun..sen kendi yapacağını yap, hak edene hak ettiği kadar değer ver, gerisini ise boşver..

7. "hayır" diyebil!

hayır demeyi öğrendim ben..istemediğim birşeyi genel olarak yapmıyorum..bana zarar verecek kişilerden, olaylardan kendimi uzak tutmaya çalışıyorum yeri geldikçe.. senin değerlerine ters düşen birşeyler olursa çekinmeden hayır diyebil!

8. sıkıcı olmayan spor yap!

uzun süreli olmayan, seni yorup bezdirmeyen ve strese sokmayan sportif aktiviteler yap..sahilde yürümek, bisiklete binmek, köpeğini gezdirmek gibi..

9. sevdiklerinle zaman geçir, konuş!

eşiniz, sevgiliniz, ya da ev arkadaşınız, veya anneniz-babanız size gününüzle ilgili birşeyler sormasa bile siz anlatın. ilgilerini çekecek birşeyler olduğunda sizinle zaten diyaloga gireceklerdir..onlara günlerinin nasıl geçtiğini sorun..biraz konuşmadan yemek masasına oturmayın..yemekte de sohbetinize devam edin..


devam edecek...bir daha ki yazıya:)


25 Nisan 2013 Perşembe

16- KENDİ KENDİNE DEVA OL! Mutlu ol!

Doğal yöntemleri hep sevmişimdir. Mutluluğu yakalamanın küçük tüyolarından biri de her çözümün kendinde olduğunu bilmektir. İyileşme süreci de alternatif tıpta kendinde tamamlanan bir süreçtir. Hiç kimse istemedikten sonra iyileşemez. İsterse en iyi tıbbi tedaviyi görsün, isterse en pahalı ilaçları kullansın, içinden artık yaşamak gelmiyorsa "ıııh" olmaz. 

Ben hem tıbba hem de alternatif yollarla iyileşmeye inanan biriyim. En ufak bir sorunda ilaç almayı sevmiyorum malesef. Doğal yollar da her zaman önemli.. İşte başağrısı için "denemekten zarar gelmeyecek" ufak bir alternatif çözüm...


Burnumuzun neden 2 deliği var ? Nefes alırken her iki deliği birden kullanırız. 
Sağ taraf sıcağı (güneşi), sol taraf soğuğu (ayı) temsil eder.

BAŞINIZ AĞRIYORSA sağ burun deliğinizi kapatın 5 dakika süreyle sol burun deliğinizden nefes alın..
KENDİNİZİ YORGUN HİSSEDİYORSANIZ sol burun deliğinizi kapatın, sağ burun deliğinizden nefes alın. (Zihninizi de açar).

Çok eski bir doğu kültürüdür. Deneyin, farkı görün.

20 Şubat 2013 Çarşamba

15- Ek biç, ye iç! Mutlu Ol!


İnsanın kendi yetiştiridiğini yemesi gibisi yokmuş.. Bunlar Manisa'dan gelen pembe domates çekirdeklerinden yetişen pembe domateslerimizden ikisi... 
Arkadaki de müthiş orkidemizin Miyu tarafından ısırılıp koparılan çiçekli mi çiçekli dalı malesef:(

Domateslerin en güzellerini yazın yedik zaten..Bu kış şartlarında çıkan son iki bunlar:) sonra da söktük mecburen ama yine ekicez nasılsa..Şu anda taze soğanlarımızı yemekle mesguluz..Bir adet de patlıcanımız çıktı, duyurulur:) Ha, unutmadan söyliyeyim: çileğimiz de çiçek açtı!!!!!

Miyu'nun pati izleri eşliğinde taze soğanlarımızdan bir görünüm:)

Organik kış bahçemizin içinden bir görünüm..

19 Eylül 2012 Çarşamba

14- AYKIRI OL! FARKLI BAKIŞ AÇILARI GELİŞTİR! Mutlu Ol!


Her zaman her yerde farklı bakış açısına sahip olan birileri, düzene isyan eden, rutine karşı çıkan asiler, bir de bu yönden bakalım diyenler vardır. Muhalefetin olduğu yerde farklılık, yenilik, anlayış, empati vardır...

"insanin tüm evrende kesin olarak düzeltebilecegi tek bir şey vardır: kendisi."
demiş Aldous Huxley... aslında ne kadar da doğru söylemiş..insan kendi bakış açısını ve bunun sonucu olarak da kendini değiştirmeyi başarabilse bir, bazı şeylerin daha farklı olabileceğine inanıyorum. Bu noktada da alklıma N. Murray Butler'ın sözleri geliyor:
"Dünyada üç grup insan vardır.
Bir şeyi ortaya çıkaran veya yapan,
bir şeyler için savaşan küçük seçilmiş bir grup. 
Bir şeyin yapılmasını seyreden veya sadece
konuşup yerinde sayan büyükçe başka bir grup. 
Ve neyin olup bittiğini bilmeden yaşayan muazzam bir kalabalık."

Bir kendimizi sorgulayalım bence..çevremizde bunca olay olup biterken biz ne yapıyoruz, ne yapabiliyoruz, nereye gidiyoruz, niye bu kadar yönlendirilmeye meyilliyiz? neden yukarıdaki kuşlar gibi hemen hepimiz aynı yöne bakıyoruz da birimiz de başka yönlere kafamızı çevirmiyoruz? Ya da gagamızı suya sokup da aslında alt tarafta neler olup bittiğini göremiyoruz? su aslında o kadar da bulanık değil..birçok şey ortada, üzerinden şöyle bir bakılsa bile görünse de niye aykırı durmaya cesaret edemiyoruz..? niçin onca şey olup biterken "yeteeer, durun artık" diye bağırmalarımız sosyal paylaşım sitelerinde sadece birkaç görsel olarak vücut buluyor? Önceleri kollarımıza bant olarak taktığımız siyah kurdaleleri şimdi profil resimlerimizde paylaşmakla yetiniyoruz.. Ne kadar da yapay, sesini bile "trendy" bir şekilde çıkaran bir topluma dönüştüğümüzün niye farkına varamıyoruz? Baktığımız resimlerde üzülmek, duyduğumuz haberlerle gözyaşı dökmek neye çare? ertesi gün ateşin düştüğü yerden başka herkes, herşeyi unutmuyor mu? halbuki daha birinin acısı bitmeden, bir diğeri patlak veren bu olayların ardı arkası kesilmiyor...bunlar olurken kafa yapılarımızı değiştirmeyi düşünmüyor muyuz? Biz bir yerlerde yanlış yapıyoruz galiba demiyor muyuz?

Guguk Kuşu'ndan bir sahne..
Jack Nicholson'nın başrolünde oynadığı, sistem karşıtı bi adamın, akıl hastanesine "deli" diye sokularak sonradan nasıl delirtildiğini anlatan Guguk Kuşu'nu hatırlamadan edemiyorum. Filmde McMurphy, devasa musluğu kaldıracağına dair akıl hastanesindeki koğuş elemanlariyla iddiaya girer, birkaç başarısız denemeden sonra vazgeçer, yüzünde başarısızlığın ayni zamanda da zafere ulaşamamanın verdiği hırsın yansıması vardır sadece ve şöyle der: "en azından denedim".

Önemli olan bir sürü psikolojisi içerisinde kaybolup gitmemektir, farkında olmaktır.. farklı bakış açıları geliştirmek, farklı görüşlere açık olmak ve bize sunulanları sorgulamadan almamaktır. İnsan en büyük değişimi kendisinden yapmalıdır. Aykırı ol! bugün değişik birşey yap ve karşı olduklarına niye karşısın, kabul edip benimsediklerini niye yapıyorsun bir onu düşün, bir değişiklik yap ve kendini değiştirerek, kafanı değiştirerek işe başla.. En azından bir dene!....



14 Eylül 2011 Çarşamba

13- KÜÇÜK İYİLİKLER YAP! Mutlu Ol!

http://www.estatevaults.com/bol/archives/2006/07/12/happiness_roundup.html

Evet, mutluluğun sırlarından biri de hergün iyi birşey yapmaktır. Mutluluğu ne birine, ne bir beklentiye ne de maddiyata bağlamak doğrudur. Herşeyi olduğu gibi kabul edip, akıp geçen zamanda küçük küçük mutluluklarla mutluluk gölüne yol açabilmektir önemli olan.

işte basit ama çok değerli birkaç öneri:
  • Pazar çantalarını zorlukla taşıyan üst kat komşunuz Ayşe Teyzeye yardım edin... Çantaları evine kadar çıkarın mesela..
  • Cam pervazlarına bayat ekmek kırıntılarını koyun. Elbette birkaç kuş gelip onları silip süpürecektir. Özellikle soğuyan havalarda yiyecek bulmakta zorlanan serçeler için evde kalan bayat ekmeklerinizi bile ufalayıp işe giderken yola serpseniz, çimenliklere atsanız bir sürü serçeciği mutlu edersiniz.
  • Sokaktaki aç kedilere kuru mama alıp verin haftada birkaç kez. Yok alamam derseniz, evdeki artık yemekleri çöpe dökmeden önce biraz daha düşünüp aşağı kadar indiriverin ve aç kedi köpekleri doyurun. Onların size olan sevgi gösterisi sizi herşeyden çok mutlu kılacaktır.
http://www.mucadele.com.tr/haber/aydin/ali-amcanin-kedi-sevgisi-avrupa-sevdasindan-agir-basti/23938
  • Annenize, babanıza hatta büyükanne ve büyükbabanıza çiçek alıp götürün.
  • İhtiyacı olan bir ilkokul çocuğuna ders çalıştırın..
  • Giymediğiniz kıyafet veya ayakkabılarınızı sokağa koyun veya gerçekten ihtiyacı olduğunu bildiğiniz birilerine verin. O kadar çok ayakkabısız okula gitmeye çalışan çocuk var ki onlara gönderin.
  • Okuduğunuz kitapları Doğu'daki köy okullarının kütüphanelerine gönderin. 
  • Arada bir çocuk esirgeme kurumundaki çocukları ziyarete gidin. Onlara kalem, defter, oyuncak veya bazen kurabiye pasta götürün. Eğer imkanınız varsa koruyucu aile olun, haftanın bir günü onları dışarı çıkarıp gönüllerince eğlenmelerini sağlayın. 
  • Kimsesi olmayan yaşlı komşularınızla veya bakım evlerindeki yaşlıları ziyaret edin, onlarla konuşup onları dinleyin. 
bu liste sürekli uzatılabilir. Aklıma geldikçe de ekleyeceğim. Bu tip iyilikler sizin çok az zamanınızı alacak, sizin için bir yük de olmayacak, sizin için küçük ama hayatlarında fark yaratılanlar için büyük birer iyilik olarak yerlerini alacaklardır. 

böylelikle hem onlar hem de siz kendinizi çok daha fazla iyi hissedeceksiniz.

neden olmasın?

25 Şubat 2011 Cuma

12- UMUDUNU KAYBETME! Mutlu Ol!

The World of Stainboy-Tim Burton
Mutlu olmak bazen çok zor gelir insana... Her ne kadar yüzünüzden gülümsemenizi eksik etmemeye çalışıp sırtlansanız da yükümlülükleri, göğüsleseniz de tüm zorlukları, bazen bir taraf eksik kalır... en mutlu olacağınızı sandığınız anda umutsuzluk biniverir omuzlarınıza, yorgunluk çöker yüreğinize... denemekten yorgun ruhunuz ağırlaşır, kalbiniz taşlaşır ve yüzünüzdeki gülümseme yerini gözyaşına bırakır...

"çabalıyorum olmuyor, keşke şöyle olsaydı, böyle yapsaydım ya da keşke gamsız olabilseydim" sözleri dökülür dudaklarınızdan, kendinizi dipsiz bir kuyunun içinde bulursunuz... Girdap gitgide büyür, içinde döne döne kaybolmaktan korkarsınız... Hayatın bazı anlarında asılı kalırsınız... Hayat ondan sonra bir türlü ilerleyemez...hiçbir şey eskisi gibi olmayacak diye düşünürsünüz... hep o anda takılı kalır, geriye bakıp bakıp o anı düşünürsünüz...yine şimdiyi yaşamayı bir kenara koymuşsunuzdur işte. ve gelecekteki kontrolünüzü de kaybetmek üzeresinizdir..

peki ne yapmak gerekir... farkındalık burada ne kadar önemlidir? bilincinizin sınırlarını zorlarsınız çözüm bulmak için... kimi zaman orta yollu, olmuyorsa tek taraflı... sonuç odaklı.

birşeyleri kazanmak için çok ter döker, çok yoldan geçeriz. Ama ne kadar da kolaydır kaybetmek. Bir söze, bir bakışa, bir yanlış anlamaya, bir inada, bir egoya, gurura veya saçma sapan herhangi başka bir nedene bakar... "Kıymayı oraya değil buraya koymalıydın" diyerek başlayan kavga sonucu boşanan arkadaşlarımda olduğu gibi...

Oysa ne kadar zordur birşeyleri inşa etmek, başlatmak... ama tatlıdır da...önemli olan onu sürdürebilmektir. Bir ilişkiyi, bir başarıyı, bir umudu, bir yaşam savaşını devam ettirebilmektir söz konusu olan. Senelerce üzerinde çalıştığınız araştırmanızın son halini vermiş, üzerine saatlerinizi, günlerinizi hatta aylarınızı harcayıp somutlaştırmışsınızdır ancak hedefe ulaşmak üzereyken yolda takılmış olması süreci zorlaştırır, garipleştirir, ruh halinizi bozar... bitirilen bir projenin aslında bitemediğini görmek sizi umutsuzluğa sürükler.


bu hayatın her evresinde geçerlidir.peki umutsuzluğa kapılmamak ve hep o umudu canlı tutmak için ne yapmak gerekir? bir insan nereye kadar gücünü koruyabilir, kendi içinde nasıl çözebilir bunları dışarıya yansıtmadan...umudunu yitirmeye izin verdiğimiz anda biter her şey..o nedenle bize düşen o umudu canlı tutmaktır. Zorla da olsa... küçük mutluluklarla büyük mutlulukların yolunu yapmaktır bir şekilde misyonumuz. küçük mutlulukların değerini bilip onları büyütmektir önemli olan...aksi takdirde takılır yürek dikenli tellere, çıkarken de yırtılır çeperleri.. o yüzden hiç bakmamaya çalışıp geriye, sadece iyi şeyler ummaktır yaşamdan yapılması gereken...

sürekli iyi şeyler isteyip, olumlu bakış açısı yaratmaya çalışmaktır bazen hayat.. ister "placebo" etkisi olsun ister gerçek mutluluk... önemli olan üzerimizde bırakacağı etkidir aslında.



21 Ocak 2011 Cuma

11- ANI YAŞA! ANIN TADINI ÇIKAR! Mutlu Ol!

Yesterday is history
Tomorrow is a mystery
And today is a gift
That is why it is called "present"..

Kung-fu Panda'da yaşlı kaplumbağa Usta Oogway söylüyordu bu alıntı sözü... Çok beğendiğim bir animasyon filmdi Kung-fu Panda..yakında 2.si gelecek sinemalara..

İlgili resim

"An"ların önemini kendileri geçmişe karışıp, iş işten geçtikten sonra fark ediyoruz maalesef. Filmde de yapılan o önemli alıntıyı hiçbir zaman unutmamak gerekir aslında. İngilizcesi daha anlamlı oluyor. Çünkü birçok kişinin bildiği üzere,  "present" hem hediye hem şu an anlamına geliyor ingilizcede.

Kimi zaman geçmişin bir yerinde asılı kalır, hayatımıza devam edemeyiz. Sürekli geçmişte yaşar, geri dönmeye çalışırız. Aslında farkedemeyiz o an itibariyle yaşamımızı da askıya aldığımızı... "An" biz geçmişe bakarken bitmiş, o da geçmiş oluvermiştir işte...arada an"lar kaçtığı gibi geleceğimizden de çalmışızdır yine...sonra kapı çalmadan geliverirler yitirilişlerin beklenen konukları olan "keşke"ler. Ah keşke demenin ise pek de bir faydası kalmaz artık..."Keşke o anımı daha iyi değerlendirseydim"..

Bazen de gelecek kaygısı bürür gözümüzü, tüm benliğimizi kaptırıveririz fani yaşamın keşmekeşine... Geleceğimizi garanti altına almak dürtüsüyle çalışırız deliler gibi durmadan, bıkmadan usanmadan... Gözümüz kimi zaman ne ailemizi, ne arkadaşlarımızı görür, ne kendimizi ne de elimizden kayıp giden yaşamı... Geleceğimizi inşa etmeye çalışırken yine farkına varamayız ki geleceğimizi bir yandan yaşamaya devam ediyoruz anlarımızın üzerine basılıp yükselmeye çalışarak...ayağımızın altında kalan "an"lar ise yine yok olup gitmiş ileriye bakmaya çalışırken...

"An"ımız geleceğimiz olmuş bu kez de, ve gelecek de gitmiş elimizden yine...düşünmekten, çabalamaktan yorgun düşmüşüz anlayamamışız o anda yaşamanın önemini... 

Hayat garip bir yolculuk...bazen çok hakimizdir elimize verilmiş yaşama, bazen de olaylar gelişir etrafımızda bize sormadan, gizli bir el bu oyunu yönetirmişçesine... istersiniz müdahelede bulunmayı ama eliniz kolunuz bağlanmıştır bir kere...

Yarının garantisinin hiçbir zaman olmadığı bir düzende sahneliyoruz bize biçilmiş rolleri... Bir bakıyorsunuz varsınız ve bir dolu planlar yapıyorsunuz geleceğe dair, bir bakıyorsunuz yok... 

Buradaki zamanın kısıtlı olduğunu bilerek ona göre yaşadığımız anın tadını çıkarmaktan yanayım hep. Ne olmuş bitmiş şeylere, ne de olacaklara takılıp kalmanın anlamı yok. Bize düşen sadece,"şimdi"yi hakkını vere vere yaşamak...Tadını doyasıya çıkarmak... Mutluluk tomurcuklarını serpmek elimizden geldiğince etrafa..Bu dünyada her yaşanan şey insanın yanına kar kalıyor... ve günün birinde mavi kelebek sadece uçuuup gidiyor...


13 Ocak 2011 Perşembe

10-Mutluluk Şarkınızı Dinle!! Mutlu Ol!


Bazı özel anlar vardır sadece özel şarkıların anlatabildiği...

Saybia'nın The Day After Tomorrow'u benim için özel olanı...Ama official videosu ile değil de bir okul projesi için öğrencilerin yaptığı video klibiyle:)

Her dinlediğimde aynı ana geri dönüyor, aynı mutlulukları tekrar tekrar yaşıyorum...

Please tell me why do birds
Sing when you're near me?
Sing when you're close to me?
They say that I'm a fool
For loving you deeply
Loving you secretly

But I crash in my mind
Whenever you are near
Getting deaf, dumb and blind
Just drowning in despair
I am lost in your flame
It's burning like the sun
And I call out your name
The moment you are gone

Please tell me why can't I
Breathe when you're near me?
Breathe when you're close to me?
I know you know I'm lost
In loving you deeply
Loving you secretly
Secretly

But I crash in my mind
Whenever you are near
Getting deaf, dumb and blind
Just drowning in despair
I am lost in your flame
It's burning like the sun
And I call out your name
The moment you are gone

Tomorrow
I'll tell it all tomorrow
Or the day after tomorrow
I'm sure I'll tell you then

Well I crash in my mind
Whenever you are near
Getting deaf, dumb and blind
Just drowning in despair
I am lost in your flame
It's burning like the sun
And I call out your name
The moment you are gone
The moment you are gone

11 Ocak 2011 Salı

9-SABRET! Mutlu Ol!

Mutluluğa giden yolda en önemli erdemlerden biridir sabır... Tıpkı Gretchen'ın da anlattığı ve kendi hayatında uygulamaya çalıştığı gibi, olaylar karşısında daha sakin kalmayı başarabilmek ve beklemeyi öğrenmektir önemli olan. Bazen olması gereken şeyler hemen olmaz, gelmesi gereken kişiler hemen gelmez, aramasını istedikleriniz hemen aramaz....Beklersiniz telefon çalsın, kapı çalsın ama hemen olsun hemen!! Olmuyor mu? "o zaman zorlamalıyım, ben oldurmalıyım" dersiniz... bazen birşeye asılmak tutup çekip almak belki en iyisi gibi gelir....bazen bu doğrudur da... ama bazen de yanlış... herşey için doğru bir zaman vardır...ve o doğru zaman elbette gelecektir... Eğer siz elinizden geleni yapmışsanız, ve ben gerçekten elimden geleni, hatta fazlasını yaptım ama niye olmuyor diyorsanız, o zaman bırakıp bekleme zamanıdır...Artık rahatlayıp kenara çekilebilir, karşınızdaki kişiye, olaya veya beklentiye de biraz olsun söz hakkı tanıyabilirsiniz... 

Sabretmeyi öğrenmek gerekir. Her zaman istemek ve inanmak çok önemlidir ancak her şey bizim istediğimiz gibi ya da istediğimiz zaman olmayabilir. Bu süreçte sabretmek en sonunda beklenen şeyin değerini de arttırır. Böylece kavuşma anında yaşanan mutluluk da ikiye katlanır... Bu yolda yaşanılan her diğer gerçek, zaten öğrenmemiz gereken şeylerden sadece birkaçıdır. Böylece tek bir mutluluk yerine birçok küçük mutluluklar yaşanmış olur. 


***

     There art two cardinal sins from which all others spring: Impatience and Laziness.
Franz Kafka

 If I have ever made any valuable discoveries, it has been owing more to patient attention, than to any other talent.
Isaac Newton

How poor are they who have not patience! What wound did ever heal but by degrees.
William Shakespeare

Have courage for the great sorrows of life and patience for the small ones; and when you have laboriously accomplished your daily task, go to sleep in peace. God is awake.
Victor Hugo

16 Aralık 2010 Perşembe

8- TEŞEKKÜR ET! // SAY THANK YOU! Mutlu ol!

Mutlaka teşekkür ve takdir et! Amaca ulaşmada faydası dokunan herkese, sana destek olan her sese, her göze, her bireye, her şeye teşekkür et... Bu senin yerine getirmen gereken önemli bir borcun..

Olaylara bir bütün olarak bakmayı sakın unutma! Amacına yönelik her efor takdir edilmesi gereken bir durumdur.

****
Dear Boriana, Serge and Maryna, 

Thank you for posting an ad for my book on our webpage designated for publications by CEU alumni: 

https://alumnicareer.ceu.hu/alumni/publications

Thank you for your interest and support... It's appreciated..

Happy holidays and merry Christmas to you all.

Cheers,

****

SPECIAL THANKS


Very special thanks goes to my two supervisors Nadia Al-Baghdadi and Martin Fuchs for their academic guidance for my study. I am thankful to them for their advices and comments on the earlier drafts. The working process with them made the research intellectually challenging and interesting for me.

I would like to present my special thanks to Robert Blaye Lanz for his unending support and encouragement, his belief in me and his very useful comments on every piece of my paper.

Finally, I would like to thank John Harbord for his patience about my language mistakes and his help during the whole writing process.


8 Aralık 2010 Çarşamba

7-Hakkını Ara! Mutlu OL!

birlik ol, dava aç, sesini duyur!!

oturup beklemekle hiçbir şey elde edemezsin...önemli olan yenilen hakların yiyen kişilerin yanına kalmaması.. biz de birşey yapmayarak ve sadece bekleyerek bir taraflarını büyütmelerine katkıda bulunmayalım... 

asıl önemli olan kazanmak veya kaybetmek değil, hakların için savaşmış olmak. Bu uğurda sarfedilen maddi manevi her efor sizi daha da mutlu kılacaktır..

tıpkı bizim eski işyerimiz ve patronlarımızla yaşadığımız sorunda olduğu gibi... sonunda tüm çalışanlar birlik olup savaşmaya karar verdi..bu da bir adım. 

ikinci adımsa hukuk... her ne kadar T.C.ndeki adaleti sorgulanabilir olsa da...

3 Aralık 2010 Cuma

5. maddeye ek -- “İstanbul’da Rock Kültürü, Yeraltından Yeryüzüne” çıktı!

BASIN BÜLTENİ

“İstanbul’da Rock Kültürü, Yeraltından Yeryüzüne” Clinart Yayıncılık’tan çıktı



İstanbul’da rock
yeraltından yeryüzüne nasıl çıktı?

Rock Yaşamı: Bir Tercih Meselesi

"Hayatı seç. Mesleğini seç. Kariyerini seç… Çamaşır makinelerini seç, CD çalarları, elektrikli konserve açacaklarını… Arkadaşlarını seç. Kıyafetlerini, bavullarını… Yaşamı seçmemeyi seç. Başka bir şeyi seç... Geleceğini seç."
Hodge (Welsh, Irvine. Trainspotting, 1993)

Yaşam içerisinde birçok alternatif barındırır ve kendi yaşamımızı yaptığımız seçimler doğrultusunda biz yaratırız. Mesele seçim yapmaktır. Kıyafet stilimizi, dinlediğimiz müziği, arkadaşlarımızı, yemeğimizi seçeriz ve tüm bu seçimler toplum içerisinde durduğumuz yeri belirler.
İstanbul’da 1980’li yıllarda genç rocker’lar da protest içerikli seçimlerini yapmışlardı. Giyim kuşamları ve dinledikleri müzikle bütünleşen yaşam tarzlarıyla bir alt-kültür oluşturdular. 1990’lı yıllar boyunca devam eden bu alt-kültür, o yıllarda müzik dünyasına hakim olan pop patlamasının gürültüsü ve popülerliği altında kendine özgü bir yaşam olarak akıp gitti.

Fakat Türkiye’de bireyler doğal aidiyetleri nedeniyle olduğu gibi, kişisel tercihleri nedeniyle de her an başlarını belaya sokma tehlikesi yaşarlar. 1990’lı yılların sonunda medyanın gündemine oturan satanist cinayetleri ve intiharlar rocker’ların başlarına mikro ve makro ölçekte çoraplar örmeye başladı.
O yıllarda kopan gürültü ve satanist olarak isimlendirilip dışlanan gençlerin yaşadıkları acıların 2010 yılına geldiğimizde artık esamesi okunmuyor. O yılları yakından yaşayanların tuhaf da bulacakları bu yeni durumun nedeni, sosyolojik bir dönüşümde yatıyor. Her nasıl olduysa, 2000’li yıllar ile birlikte, sunduğu yaşam tarzı büyük bir merak konusu olan rock müzik, bu kez günümüzün hızla tüketilen bir popüler kültür malzemesi haline geldi.

Rock kültürü ve rock müzik üzerine yazılarıyla tanınan Melike Aslı Şahinsoy’un İstanbul’da rock kültürünün dönüşümü üzerine hazırladığı bilimsel araştırma kitaplaştırıldı. Clinart Yayıncılık tarafından yayımlanan kitapta, rock kültürü ile ilgili kuramsal bilgilerin yanı sıra rock kültürü açısından 1990’lı yıllar ile 2000’li yıllar arasındaki farklılıklar irdeleniyor. 1990’lı yıllar boyunca bir alt-kültür olarak dikkat çeken rock kültürü, 2000’li yıllarda gündeme gelen Satanist cinayetleri ile farklı bir süreç yaşamaya başladı. Kitapta bu dönemde bir alt-kültürün üyeleri olarak haksızlığa uğrayan rocker’ların tanıklığına da başvuruluyor.

“İstanbul’da Rock Kültürü, Yeraltından Yeryüzüne”, 2000’li yılların başından itibaren bir alt-kültür olmaktan çıkan rock kültürünün popüler kültür ile buluştuğunu ve 1990’lı yıllarda yaşanan pop patlamasına benzer popüler bir başarı kazandığını anlatıyor.
Kitabın kuramsal bölümlerinde rock kültürü ve “ötekilik” kavramının ilişkisi irdeleniyor. Alt-kültür kavramının da bu bağlamda incelendiği kitapta, İstanbul’daki rock kültürü, rock yaşamının bir tercih meselesi olarak insanların yaşamındaki anlamı, İstanbul’un bir metropol olarak bu tercihler için nasıl bir ortam sunduğu, 1990’lar, 2000’li yıllar, popülerleşmenin kanıtı olarak stil sahibi olma talepleri,  yeraltından yeryüzüne çıkan bu kültürün belli başlı tavır değişiklikleri kitapta ele alınan önemli konular arasında.

Rock gruplarının listesi

“İstanbul’da Rock Kültürü, Yeraltından Yeryüzüne” kitabının arka kısmında, kitabın ele aldığı dönemde öne çıkan bazı rock gruplarının isimleri liste halinde yer alıyor. Bu listeyi yazar kişisel gözlemleri ve kaynaklarına dayanarak hazırlamış.
Uzun yıllardır özellikle kentli gençlik açısından önemli bir yaşam tarzı seçeneği olarak dikkat çeken Türkiye’deki rock kültürü hakkında çok az sayıda bilimsel araştırma olduğu göz önünde bulundurulursa, kültürel çalışmalar alanında akademik bir boşluğu dolduran bu kitabın mutlaka edinilmesi ve kütüphanelerde bulundurulması gerekiyor.



Kitaptan bir bölüm: 

“İstanbul’da 1990’lar, rock müziğin alt-kültür statüsünü daha da besleyen pop kültürünün hakimiyeti altındaydı. Her ne kadar farklı alt dallara ayrılarak büyümeye başlamış olsa da, rock müziğin kamusal olarak ihmal edilmesi ve görmezden gelinmesi,  belli bir stile sahip olan gruplaşmaların oluşması, bu grupların birlikte zaman geçirebilecekleri mekânların ortaya çıkması ve yasal olmayan fanzinlerle bilgi paylaşımına yol açması bir nevi bu alt-kültürün oluşmasına izin verdi. 1990’lar trajik bir satanist olayıyla kapandı ve bunun sonuçları insanların rock müzikten şüphe duymalarına ama aynı zamanda da bu müziği merak etmelerine yol açtı. Medya bu olaylarla kendi gündemlerini öyle meşgul etti ki, bu da rock müziğin yeraltından yeryüzüne çıkmasına neden oldu.”


Editöre Not:
KİMDİR
Melike Aslı Şahinsoy

1982 yılında Balıkesir’de dünyaya gelen Melike Aslı Şahinsoy, 2004 yılında Marmara Üniversitesi İngilizce Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Ardından Budapeşte’de Central European University’de burslu olarak sosyoloji ve sosyal antropoloji dalında yükseklisans derecesi aldı. Beş yıl boyunca uluslararası özel bir derginin editörlüğünü üstlenen Şahinsoy, daha sonra önde gelen bir stratejik iletişim danışmanlığı şirketinde editör olarak çalıştı. Şu an özel bir üniversitede kariyerine devam eden Melike Aslı Şahinsoy’un çeşitli sektör, edebiyat, müzik ve sinema dergilerinde de söyleşileri ve yazıları yer aldı. Varlık dergisi, Karakalem, Herşeye Karşın, Underground İstanbul, Stüdyo İmge, Marine & Commerce, Teknobilet, Sealife bu dergilerden bazılarıdır. Şahinsoy'un en son yayımlanan hikayesi ise "80'lerde Çocuk Olmak" isimli kitapla raflardaki yerini almıştır.


27 Ekim 2010 Çarşamba

6-Tatile Git! Mutlu Ol!

Fırsat bu fırsattır, 3 günlük bir tatil...Hava şartları pek bizden yana olmasa da gide-ce-ğiz... Yağmurlu da olsa Akdeniz güzel olacaktır...Serin Akdeniz akşamlarını kumsalda yıldızların altında, 3 gün İstanbul'un ve iş yaşamının keşmekeşinden uzakta keyifli ve huzurlu geçirmek...

İnsanın enerji depolayıp kendini şarj etmesi için süper bir olanak...

Antalya-Kemer
Tatile Gitmek için zaman ayır, fırsat yarat, yılın hangi zamanı olursa olsun! Kendine birazcık da olsa zaman ayır ve kendini şımartmaya bak. Süresi önemli değil bazen 2 günlük haftasonu veya günübirlik tur bile yeter. Sadece gözünü karart ve karar ver! ve seç!

Kendini şarj et!

18 Ekim 2010 Pazartesi

5-YAZ, Yazdığını Yayınla! Mutlu Ol!

Oldum olası haşır neşirimdir yazmakla..İlk ne zaman yazmaya başladığımı ben bile hatırlamıyorum...

Ama neyin ilk itici gücü oluşturduğunu çok iyi biliyorum...Babamın ben 7 yaşındayken bankadan eve getirdiği ve benim odama koyduğu daktilo... o siyah daktilo...evet o siyah daktilo, ranzanın yanındaki kahverengi masada yerini almış ve ilk olarak Pamuk Prenses masalının bir de benim elimden kağıda dökülmesine sahne olmuştur. Kaç saatte o masal yazıldı, kaç tane kağıt israf edildi, ne siz sorun ne ben söyleyeyim:)

Yaş ilerledikçe, yazdıklarını somut olarak elde tutmak istiyor insan...sağda solda her küçük kağıtta iliştirilmiş hikaye başlangıçları, şiirler, araştırmalar, anılar, çeşitli defterlerde yerini almış koca koca yazılar... hepsi somut olarak varlıklarını sürdürsünler o yaşanmışlıklar...

böyle bir manevi tatmin yok...yaratma gücüne eşdeğer benim gözümde... kalemle kağıdın sevişmesinden doğan o çocuk, ortaya çıkan eser paha biçilemez... eline alıp sayfalarını çevirmek, yeni basılmış kitap kokusunu içine çekmek ise bambaşka... o nedenle basmalı yazdıklarını bir yerden sonra... kendin için yazmalı, insanlar için yazmalı, kendin için ve yine paylaşımcıların için basmalı, yayınlamalı...

o duygular paylaşıldıkça çoğalmalı, anılar o "an"da takılıp kalmadan sonsuza asılmalı, nefes alıp vermeli, tekrar yaşanmalı... unutulmamalı...

iz bırakmalı...

*****

80'LERDE ÇOCUK OLMAK TÜM KİTAPÇILARDA!!!







Kapak ve basın metnimizi Facebook'ta, Twitter'ınızda, web sitenizde-blogunuzda ve mail yolu ile arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz! 

Geri sayım başladı :) 

Kitabımız ilk olarak TÜYAP'ta okur karşısına çıkacak, ayrıntlı bilgi www.yitikulke.com 'da

***

"80'lerde Çocuk Olmak" kitabının kapak arkası ve basın tanıtım metni şöyle:

Bu sadece bir kitap mı? Hayır! Bu kitap, canlı bir şey! Yaşayan tarihin ta kendisi! Dikkatle, özenle okuyun...

80’lerde Çocuk Olmak, hem bir kitap ismi, hem de bir kuşağın en büyük özlemlerini, yaşanmışlıklarını içinde barındıran yolculuğun özel ve güzel adı. Bu kitapta bir araya gelmiş 90 kadar yazar var. 1980’lerde çocuktu onlar... Hepsi aynı kuşaktan… Sayfalarda gizlenen anılarda herkes kendinden bir şeyler buluyor. Fazıl Say’dan Gürgen Öz’e, Eylül Duru’dan Bülent Çolak’a, Onur Behramoğlu’ndan Erdem Aksakal’a, Göksel Bekmezci’den Ahmet Büke’ye, Barış Müstecaplıoğlu’ndan Yiğit Değer Bengi’ye dek, adları buraya sığmayacak onlarca yazar ve sanatçı bu kitap için çocukluklarını, anılarını, aşklarını, oynadıkları oyunları, 1980 darbesinin kendilerinde ve ailelerinde bıraktıkları kara tortuyu, yüzlerce ayrıntıyı bazen bir çocuk, bazen bir yetişkin gözüyle kaleme aldı. Yaklaşık üç yıllık bir çalışma sonucu doğan 80’lerde Çocuk Olmak kitabı, her kuşağın el kitabı olacak nitelikte. Dönemin pembe dizileri, ünlü oyuncuları, en çok izlenen çizgi filmleri, mahalle abileri, sokak kavgaları ve oynanan unutulmaz oyunlar, atari salonları, fırlamalıklar ve ergenliğe geçiş hikâyeleri, birbirimizle konuşurmuş gibi doğal bir şekilde anlatılıyor. Evet, bizler büyüyoruz ama çocukluğumuz ve yaşanmışlıklar orada öylece duruyor. Yolculuğumuza siz de katılın...

Kitabımızı 80’lerin aydın insanlarına, halk kahramanlarına, üniversite gençliğine ve 80’lerde doğup kaybettiğimiz tüm çocuklara ithaf ediyoruz. 

Kadir Aydemir’in yayına hazırladığı bu kitap ayrıca anlamlı bir doğum günü hediyesi. 80’ler çocuklarının hiç yaşlanmadığının, hep çocuk kalacağımızın bir ispatı... Bu yıl, Türkiye sanal âleminin en eski ve köklü şiir-edebiyat sitelerinden Yitik Ülke’nin(www.yitikulke.com) 10. yaşını kutlarken, bu kitapla, anılarına sahip çıkan herkesin de doğum gününü kutluyoruz.

Bu toplum belleksiz değil! Bizler de unutmadık ve yazdık!

Yaşasın 80’lerde çocuk olmak!

“80’lerde Çocuk Olmak” kitabında yazılarıyla, anı ve anlatılarıyla yer alan 80’lerin çocukları:

Yeşim Ağaoğlu, Onur Akbudak, Alper Akdeniz, Erdem Aksakal, Neyran Savaşman Akyıldız, Çiğdem Aldatmaz, Figen Alkaç, Sema Aslan, Hürcan Âşık, Mustafa Atapay, Kadir Aydemir, Eda Aytekin, Nil Esra Başaran, Ezgi Başkır, Suat Başkır, Barış Behramoğlu, Onur Behramoğlu, Göksel Bekmezci, Sinem Bengi, Yiğit Değer Bengi, Ersan Bengisu, Hasip Bingöl, Ahmet Büke, Elmira Cancan, Gökçenur Ç., Şebnem Çağlayan, Tunca Çaylant, Kader Çekerek, Serdar Çekinmez, Murad Çobanoğlu, Bülent Çolak, Elçin Demiröz, Özge Ç. Denizci, Ömer Faruk Dizdar, Eylül Duru, Galip Dursun, Sine Ergün, Azim Raşit Ersoy, Elif Savaş Felsen, İdil Giray, Pınar Gözpınar, Nilay Sağ Gülalp, Eda Günay, Koray Günyaşar, Yasemin Gürkan, Sanem Güven, Nefin Huvaj, Aydın İleri, Necla İret, Deniz Yalım Kadıoğlu, Gülay Kalkan, Bekir Arslan Kopuz, Ulaş Kurugüllü, Ahmet Küçükkayalı, Ece Erdoğuş Levi, Barış Müstecaplıoğlu, Engin Neşeli, Pınar Nurhan, Pelin Onay, Esra Ovalı, Yaprak Öz, Gürgen Öz, Şahin Özbay, Özlem Özyurt, Hatice Topal Özçoban, Nilüfer Özgeren, Sedef Özkan, Erol Özyiğit, Murat Prosciler, Tomris Sakman, Fazıl Say, Hakan Sim, Güray Süngü, Melih Süsleyen, Müjgan Şah, Melike Aslı Şahinsoy, Ümit Şener, Seda Tansuker, Filiz Tanya, Erkut Tokman, Alper Turgut, Murat Türkücüoğlu, Serkan Türk, Papyon Tayfun Türkkan, Ferhat Uludere, Gül Yaşartürk, Özlem Yıldız, Hande Yöremen, Zeynep Zişan ve Güncem Topçu.

Kapak tasarımı Savaş Çekiç ustamıza aittir...

8 Ekim 2010 Cuma

4-Bir Hayvan Besle! Mutlu Ol!

Mantar 20 günlük

Perdelerinizin, koltuklarınızın veya halılarınızın iplik iplik olduğu, sökülmeye yüz tuttuğu bir durum yaşatır evde beslenen kedi. eve yeni bir koltuk almak istersiniz, alamazsınız nasılsa aynısı ona da yapılacaktır 10 gun içerisinde eski koltuğunuza eşdeğer bir koltukla karşılaşacaksınızdır. alırsınız bu kez üstünü örtüyle örtme gereği duyarsınız, yenidir ya kıyamazsınız. örtü bir ay kadar ancak dayanır. kedinizin bu tip konulara karşı niye bu kadar duyarlı olduğunu anlayamazsınız. tonlarca para verip tırmalama tahtaları, oyuncakları alırsınız yüzüne pek bakmaz, gidip koltukla savaşmalıdır o...


Şuh Mantar


ama kendini halının püskülüne kaptırdığında veya koltuğa tırnağı takıldığında deliler gibi zıplayıp atlamasını, evin içinde bir oraya bir buraya uçmaya başlamasını veya yere düşen bir kağıt parçasıyla (sinek, böcek olayına hiç girmiyorum) saatlerce keyiften dört köşe oynamasını izlemek sizi ne kadar üzgün de sıkkın da olsanız gülümsetmeye yeter. bazen kahkahalarla gülersiniz muzurluklarına... sonra yorulur, gelir üzerinize yayılır. yüzünüze bakmaya elinizi saçınızı yalamaya başlar. o an kutsal bir andır işte. sarılıp onu içinize sokmak istersiniz bazen..küçücük burnunu öpersiniz...bambaşka bir duygudur kedi sahibi olmak.. bambaşka..

Sofistike Mantar Kitaplığın çevresinde pozlarda:)


Kızım artık 3 bucuk yaşında...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...