çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Haziran 2016 Çarşamba

Franz Kafka ve Küçük Kız


Franz Kafka rutin yürüyüşlerini yaptığı parkta küçük bir kıza rastlamış. Kız ağlıyormuş. Oyuncak bebeğini kaybetmiş ve bu onu oldukça üzmüş.

Kafka bebeği onun yerine aramayı önermiş , ertesi gün aynı noktada buluşmak üzere sözleşmişler...

Bebeği bulamaması üzerine Kafka küçük kıza bebeğin ağzından bir mektup yazmış, buluştuklarında kendisine okumuş :
“ Lütfen benim için kederlenme , dünyayı görmek için uzun bir yolculuğa çıktım. Sana başımdan geçenleri anlatacağım. ”

Bu bir çok mektubun ilkiymiş. Kafka küçük kızla her buluştuğunda sevgili oyuncak bebeğin hayali maceralarını özenle yazdığı mektuplardan ona okurmuş. Küçük kız da bu şekilde avunurmuş.

Derken , görüşmelerin artık sonu gelmiş. Kafka son görüşmede küçük kıza bir oyuncak bebek getirmiş. Küçük kız , aslından oldukça farklı olan oyuncak bebeğe şaşkınlıkla bakakalmış. Bebeğe iliştirilmiş bir not küçük kızın şaşkınlığını gidermiş :
“ Yolculuğum beni çok değiştirdi…”

Uzun yıllar sonra , artık bir yetişkin olmuş olan küçük kızımız , gözü gibi baktığı bebeğinin , gözünden kaçırdığı bir çatlağının içine sıkıştırılmış bir mektup bulur. Kısaca şöyle yazmaktadır :

“ Sevdiğin her şeyi er ya da geç kaybedeceksin , ama sonunda sevgi başka bir surette geri dönecek.” 

19 Şubat 2014 Çarşamba

İnsan Olmak Böyle Birşey - Soğuk Ülkenin Sıcak İnsanları





Norveç'te karda soğukta kalan bir çoıcuğa insanlar nasıl tepki gösterecek diye bir deney yaptılar ve bakın sonuç ne oldu?

Soğuk Ülkeden gelen bu sıcak esintiler, yüreğinizi ısıtacak.

İnsanlığımızı hiçbir zaman unutmamız dilekleriyle gününüz güzel başlasın..

6 Şubat 2014 Perşembe

Yağmurun Getirdiği Mutluluk // Happiness brought by rain!




ilk kez yağmuru görüp koşa koşa evinden çıkan ve sırılsıklam olsa da içeri girmek istemeyen, yağmuru ellerini göğe açarak sevgiyle ve mutlulukla karşılayan bu küçük kızı birkaç gündür hemen her yerde görüyoruz. Ama belki görmeyenleriniz vardır diye, belki mutluluğun aslında bu kadar da basit olduğunu unutanlarımız vardır diye, doğanın bize sunduğu şansı kaçırıp, yağmur altında dans etmeyi çoktan unutmuş ve küçücük bir çiselemede bile şemsiyemizi açmayı adet haline getrimişizdir diye, paylaşmak istedim ben de.. 

Bu küçük kız mutluluğu anlatıyor bakışlarıyla ve yağmura verdiği tepkiyle aslında. Hayattan her ne olursa olsun tat alabilmeyi. Aslında küçük mutluluklar her yerde.. Sadece bakmayı bilmek gerek. Her ne kadar çevremizde olup biten kötü olaylardan etkileniyor olsak da, insanlığımızı ve yaşadığımız anın tadını çıkarmayı da unutmamalı ve kendimize az da olsa zaman ayırmalıyız. Hayat he ne olursa olsun yaşamaya değer.

11 Ekim 2013 Cuma

BABALAR EN ÇOK KIZLARINI SEVER!

  

Bugünün Mutluluk Tüyosu tüm kız çocuklarına ve hala kız çocuğu kalabilen tüm kadınlara gelsin. Bize babamız nerede olursa olsun bize onu hatırlatacak ufak bir kaç paragraf..Ama anlamı çok büyük.. Benden bütün Kral Babalara ve onları çok seven Küçük Kızlarına, Prenseslere gelsin. Bayramda da mutlaka babalarımızı ziyaret edelim olur mu? Her nerede olursa olsun..
Babalar en çok kızlarını sever. Kızlarını koyamazlar yere göğe, kızları da babalarını. Küçük bir kızın kocaman hayal dünyasında tüm kötülüklerin üstesinden gelen yegane güçtür babaları da ondan. Babalarının prensesleridir kız çocukları. Attıkları her kahkaha kıymetli, aldıkları her nefes kutsaldır babaları için.
Hayatı tanımaktan babaları sayesinde korkmaz bu küçük prensesler. Onlar sihirli bir ülkenin en tepesinde pembe şatolarından dünyayı seyreder dururlar. Kafasına atılan ilk dikişlerde 'Anne ' diye ağlamaz kimi kız çocuğu. 'Kurtar beni babacığım' der İşte babalar bu yüzden en çok kızlarını sever.
Kızlar büyüse de , yuvadan ayrılsa da babası hala kahramandır, kraldır. Kötülük dolu dünyada sığınılacak tek gerçek limandır. Kızlar zamanın neşesinde bir yetişkin olma yolunda ilerlerken, babalar da zamanın çilesinde gümüş renkli saçlarla yetişmeye çalışır prensese.
Aradan kaç yıl geçsin, önemli değildir kız için. O'nun babası her zaman kraldır, kahramandır. İşte bu yüzden babalar en çok kızlarını sever. 

24 Temmuz 2013 Çarşamba

17- HERGÜN BİRŞEY YAP! Mutlu Ol!


İşten çıkıp yorgun argın eve geldiğimizde genelde hiç birşey yapmaya takatimiz kalmayabilir. Rutin olarak işten çıkılır, eve varılır, bir duş alınır, yemek yapılır, o esnada -eğer ki evde erken oluyorsanız tabi- iç karartan haberlerimiz dinlenir. Sonra yemek yenir zaten sofra topla bulaşık yıka falan derken saat epey geç olur. E sonra bir dizi varsa veya bir film o izlenir. Zaten yatma saati de gelir. Yatılır. Sabah kalkılır, işe gidilir. Veee işten gelinir, yine aynı döngü başlar.

Başka ne yapılabilir? Diğer alternatifler nelerdir? Bir spor klubüne üyeyseniz iş çıkış ona gidersiniz veya arkadaşlarınızla bir kahve içmeye, ya da dansa, ya da kafa çekmeye:)

Tabi bunlar rutin olarak yapılanlar. Elbette bir sürü alternatif söz konusu.. farklı olarak neler yapılabilir? emin olun ki her gün en az farklı bir şey yapmak ruhunuzu okşayacak, kendinizi çok daha iyi ve farklı hissetmenizi sağlayacaktır.Ufak ama basit şeyler yapabiliriz hepimiz bence..küçük iyilikleri de yapıp denize atabiliriz birer birer:)


1. sokak kedisini köpeğini sev--hiçbir maliyeti yok!

ben mesela sabahları sokaktaki kedileri besleyip okşayarak başlıyorum günüme..servise gidene kadar kiminin kafasını okşuyor, kiminin göbeğini kaşıyorum..kimine mama veriyor kimine de poz verdiriyor fotoğraflarını çekiyorum..ve servise mutlu biniyorum.

2. ofiste hiç konuşmadığın insanlarla selamlaş, sohbet et!

kimi zaman fark edilmekten mutlu olduğunu gizleyemeyen ve şevkle size karşılık veren kapı görevlisi, kimi zaman çiçeklerin arkasında kaybolmuş bahçıvan, kimi zaman da mantolama yapan ustadır mutlu olan..

3. yaşlılara yardım et..

işten eve dönerken yaşlı bir teyzeyi amcayı marketten aldığı şeyleri taşırken görüp kayıtsız kalma..evine kadar ona torbalarını taşımakta yardım et..

4. zamanını planla- yapılacaklar listesi oluştur..

Günlük işlerimi işe gelir gelmez ajandama ya da google'ın to do listesine sıralıyorum.. Gün içerisindeki küçük hedeflerim oluyor bunlar..fatura öde, bilet al, şunu araştır, bunu oku, şu kişiyi ara vs. gibi ufak notlar..ve bunları yaptıkça üzerlerine birer çizik atıyorum..bittikçe insanı mutlu ediyor bu yapılanlar.. Hem de bu yöntemle zamanınızı nasıl harcadığınız konusunda en önemli sonuçlara vararak, bir sonraki adıma hazırlanmış oluyorsunuz.

5. erken kalk!

ben haftasonu da olsa genelde erken kalkarım..tabi ki iyi bir uyku zinde bir yaşam için gerekli ama bence fazlası günden kayıp..o yüzden erken kalkıp daha fazla şey yapabilmeyi tercih ederim..erken kalkan yol alır.:)

6. çok büyük beklentiler içerisine girme!

herkesi kendin gibi düşünmeyeceksin, ben bunu öğrendim..evet kendine önem verip kendini beğenmende bir sakınca yok. ama herkesten senin davrandığın gibi davranacaklar diye bekleme.. zira öyle olmuyor, olmayacak..başlarda acıtsa da beklentilerin karşılanmaması, sonra boşvermeyi öğreniyor ve daha mutlu oluyorsun..sen kendi yapacağını yap, hak edene hak ettiği kadar değer ver, gerisini ise boşver..

7. "hayır" diyebil!

hayır demeyi öğrendim ben..istemediğim birşeyi genel olarak yapmıyorum..bana zarar verecek kişilerden, olaylardan kendimi uzak tutmaya çalışıyorum yeri geldikçe.. senin değerlerine ters düşen birşeyler olursa çekinmeden hayır diyebil!

8. sıkıcı olmayan spor yap!

uzun süreli olmayan, seni yorup bezdirmeyen ve strese sokmayan sportif aktiviteler yap..sahilde yürümek, bisiklete binmek, köpeğini gezdirmek gibi..

9. sevdiklerinle zaman geçir, konuş!

eşiniz, sevgiliniz, ya da ev arkadaşınız, veya anneniz-babanız size gününüzle ilgili birşeyler sormasa bile siz anlatın. ilgilerini çekecek birşeyler olduğunda sizinle zaten diyaloga gireceklerdir..onlara günlerinin nasıl geçtiğini sorun..biraz konuşmadan yemek masasına oturmayın..yemekte de sohbetinize devam edin..


devam edecek...bir daha ki yazıya:)


27 Mart 2013 Çarşamba

YARIN KİMSEYE VAAD EDİLMEMİŞTİR!


Murathan Mungan'ın kaleminden..paylaşmak istedim...



Önce evlendiğimizde hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi.
Evlendikten sonra, bir çocuğumuz doğduktan hatta ardından bir tane daha olduktan sonra hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi.
Sonra çocuklar yeterince büyük olmadıkları için kızar, onlar büyüyünce daha mutlu olacağımıza inanırız. Bundan sonra, ergenlik dönemlerinde çocuklarla uğraşmamız gerektiği için öfkeleniriz.

Kendimize, çocuklarımız bu dönemden çıkınca daha mutlu olacağımızı, yeni bir araba alınca, güzel bir tatile çıkınca, emekli olunca, yaşantımızın dört dörtlük olacağını söyleriz.

Gerçek ise şu andan daha iyi bir zaman olmadığıdır. Eğer şimdi değil ise ne zaman?… Hayatınız her zaman mücadelelerle dolu olacaktır. En iyisi bunu kabul edip her ne olursa olsun mutlu olmaya karar vermektir. En sevdiğim sözlerden biri Alfred D. Souza’ ya aittir. Der ki;

-”Uzun zamandan beridir hayatın-gerçek hayatın-başlamak üzere olduğu izlenimine kapılmıştım. Fakat her zaman yolumun üzerinde bir engel, öncelikle erişilmesi gereken birşey, bitmemiş bir iş, hizmet edilecek zaman, ödenecek bir borç oldu. Sonra hayat başlayacaktı. Sonunda anladım ki bu engeller benim hayatımdı.”

Bu görüş açısı, mutluluğa giden bir yol olmadığını gösterdi. Mutluluk yoldur, öyleyse sahip olduğunuz her anın kıymetini bilin ve mutluluğu, vaktinizi harcayacak kadar özel biriyle paylaştığınız için, ona daha fazla değer verin. Unutmayın, zaman hiç kimse için beklemez. Öyleyse;

Okulu bitirene kadar,
100 milyar kazanana kadar,
Çocuklarınız olana kadar,
Çocuklarınız evden ayrılana kadar,
İşe başlayana kadar, evlenene kadar,
Cuma gecesine kadar,
Pazar sabahına kadar,
Yeni bir araba, ya da ev alana kadar,
Borçları ödeyene kadar,
İlkbahara kadar,
Yaza kadar,
Sonbahara kadar,
Kışa kadar,
Maaş gününe kadar,
Şarkınız söylenene kadar,
Emekli olana kadar,
Ölene kadar…

MUTLU OLMAK İÇİN İÇİNDE BULUNDUĞUNUZ ‘AN’ DAN DAHA İYİ BİR ZAMAN OLDUĞUNA KARAR VERMEK İÇİN BEKLEMEKTEN VAZGEÇİN.

MUTLULUK BİR VARIŞ DEĞİL, BİR YOLCULUKTUR. “PEK ÇOKLARI MUTLULUĞU İNSANDAN DAHA YÜKSEKTE ARARLAR, BAZILARI DA DAHA ALÇAKTA. OYSA MUTLULUK İNSANIN BOYU HİZASINDADIR.”

Unutmayın “YARIN KİMSEYE VAAD EDİLMEMİŞTİR.”

Murathan Mungan

15 Kasım 2012 Perşembe

Abla-kardeş diyaloglarından:)) Şirinler!


geçmişten bir karedir mutluluk bazen...
en bi kardeşime, geçmiş zamanları ithafen:)) 
mercimek ekşisözlükteki dialoglarımızdan birini buldum:))

**  24.02.2005  Mandy Slade

kardes slade 6-7 yaslarindadir ve birlikte sirinler seyredilmektedir..sirinler'in girisinde sarfedilen cumleden ablanin aklina bir muzurluk gelir:

"eger siz de iyi bir cocuk olursaniz sirinler'i gorebilirsiniz"

mandy: mer sen sirinleri gordunmu bakalim?
kardes:!?
mandy:gormedin mi?
kardes:abla sacmalama sirinler gorulmezki
mandy: gorulur ben gordum.
kardes: hadi be onlar gercek diilki?
mandy: ben gordum canim bana mi inancan onlara mi?hem bak ne dio gorebilirsiniz dio
kardes: yok ya ..!?(kafasi karisir)
mandy: (israr eder)demekki sen iyi bi cocuk diilsin
kardes: iyiyim ben..gorulmeeeez
mandy: sen bilirsin

aradan 15dk gecer

kardes:abla gordunmu cidden
mandy:gordum diom ama inanmiosun
kardes:neye benziolar?
mandy: iste oleler, cok kucukler, cok sirinler
kardes: ya ben niye gormedim ben senden daha iyiyim
mandy: diilmisin demekki, ohhh walla ben gordum
kardes: yaa ben de gormek istioruuum

kardes inanir uzulur, nerde yanlis yaptim diye dusunur..mandy guler guler guler

aradan seneler gecer her sirinler izlendiinde kardes bunu hatirlayip,

kardes:abla sen biliomusun cok kotuydun, cok caniydin, ben kucukken beni bole kandiriodun..ama ben inanmamistim..

hahahaha

1 Kasım 2012 Perşembe

KİTAP ve OYUNCAK KUMBARASI

DİĞER BELEDİYELERE ÖRNEK OLACAK BU PROJEYİ ALKIŞLIYORUZ

Atatürk Meydanı’na kurulan Giresun Belediyesi Kitap ve Oyuncak Kumbarası, vatandaşlar tarafından büyük ilgi görüyor.

 Bir para kumbarası şeklinde tasarlanan 2,30 metrelik dev kumbara halkın beğenisini şimdiden toplamış durumda.
Yapılan bu hizmet ile ilgili bir açıklama yapan Giresun Belediye Başkanı Kerim Aksu, bu kumbaraya atılan oyuncak ve kitapları ihtiyaç sahibi çocuklara ulaştıracaklarını ifade ederek, tüm Giresun halkına, kullanılmayan kitap ve oyuncakları Atatürk Meydanı’na kurdukları dev kumbaraya atmaları için çağrıda bulundu.

Konu üzerine görüşlerini belirten vatandaşlar ise, “Sayın başkanımız tıpkı ekmek toplama sepeti gibi farklı bir projeye daha imza attı. Bir çoğumuzun evinde kullanılmayan kolilerce kitaplarımız var. Bunların atılmasındansa, ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması gerçekten çok önemli bir hizmet. Yine büyüyen çocuklarımızın kullanılmayan oyuncaklarının da başkalarının yüzünü güldüreceğini bilmek bizleri mutlu ediyor” şeklinde konuştular.

KAYNAK: GİRESUN BELEDİYESİ

16 Ekim 2012 Salı

Günün Mutluluğu..


"Eğer mutluluğunuz, bir başkasının yaptıklarına bağlıysa, çok ciddi bir sorununuz var demektir."
                                                                    Aldous Huxley

Bugünün mutlusu
Önemli olan kendi kendine mutlu olmayı bilmek ve mutlu olabilmektir..Her koşulda, her ortamda çocuk olabilmek, yeri geldiğinde yoktan var edebilmektir...



18 Eylül 2012 Salı

Mutluluk Çocuk Olmuş Olmaktır Bazen..


Bazen sokakta bulduğumuz çokomel kağıdına taş sarıp bakkalcılık oynadığımız, kimi zaman leblebi tozunu ciğerlerimize kadar çekip boğulma tehlikesi yaşasak da gülmekten kırıldığımız, yolda bulduğumuz yaralı kuşlara eve getirip sarıp sarmalayıp beslediğimiz, kedi ve köpeklerle arkadaş olduğumuz, komşuların çocuklarıyla bayramlarda kapı kapı gezip şeker topladığımız, Ramazanda top patlayana, annemiz camdan adımızı bağırana kadar dışarılarda oyun oynadığımız, kapımızın önününde saklambaç, yakan top oynayıp ip atladığımız, korkusuzca her yere girip çıktığımız, okul civarındaki ya da mahalledeki eski ve boş evlerle ilgili korku hikayeleri uydurup keşiflere çıktığımız, dışarıda yetişen otları dilimize sürtüp kanattığımız, okula kendi başımıza gidip geldiğimiz, gazetelerin verdiği Meydan Laurousse sıralarında saatlerce bekleyip heyecanla ansiklopedileri eve götürmenin tadını yaşadığımız, soluklanmak için bakkaldan gazoz aldığımız, sonra da kapaklarını biriktirdiğimiz, "Ayşe Teyze evdeysiniz annemler size gelecek" diye komşu kapısına yollandığımız zamanlardı bizim zamanlarımız....

Bizim zamanlarımız belki de çocukluğun bu kadar özgürce, neşe dolu, korkusuzca yaşanabildiği son zamanlardı... radyasyonun hat safhada yayıldığı cep telefonu veya bilgisayarlarla oynamadığımız, bir pastayı ipad ekranında yapmak yerine çamurdan yapabildiğimiz, iphone ile oynamak yerine daha çok kitap okuyabildiğimiz, okullara servisle gitmediğimiz, Atatürk'ü doğuştan bilip ezberlediğimiz, her gün andımızı okumak için tüm okulun karşısına çıkma heyecanını yaşadığımız, 

. Hergün haberlerde ölümlerle yüzleşmediğimiz, çocuk parklarında oynarken kaydıraktan düşünce dizimizin sıyrıldığı ama kurşunlarla yere yığılmadığımız, balkondan sokağı gönlümüzce seyredebildiğimiz, kağıttan gemileri yüzdürüp uçakları uçurabildiğimiz, trafikten korkmadan önce sola sonra sağa tekrar sola bakıp yolumuza devam edebildiğimiz, yayalara yeşil ışık yanarken "normal" bir şekilde karşıdan karşıya geçebildiğimiz, kaldırımda beklerken üzerimize minibüslerin çıkmadığı farklı bir dünyamız vardı bizim. Yaşanabilecek zamanlardı bizim çocuk yıllarımız... O yıllarda da sorunlar vardı elbette ama sokaklarda oynayabileceğimiz zamanlardı...Bir çocuk için olması gerektiği gibi...

Çocuk olmak mutlu olmak demekti... umutlu olmak demekti.."büyüyünce ne olacaksın" sorusuna cevap verebilmekti..Şimdi ise en yerinde cevap ancak ve ancak, "büyüyünce var olabilmek istiyorum" olabilir... 

14 Eylül 2011 Çarşamba

13- KÜÇÜK İYİLİKLER YAP! Mutlu Ol!

http://www.estatevaults.com/bol/archives/2006/07/12/happiness_roundup.html

Evet, mutluluğun sırlarından biri de hergün iyi birşey yapmaktır. Mutluluğu ne birine, ne bir beklentiye ne de maddiyata bağlamak doğrudur. Herşeyi olduğu gibi kabul edip, akıp geçen zamanda küçük küçük mutluluklarla mutluluk gölüne yol açabilmektir önemli olan.

işte basit ama çok değerli birkaç öneri:
  • Pazar çantalarını zorlukla taşıyan üst kat komşunuz Ayşe Teyzeye yardım edin... Çantaları evine kadar çıkarın mesela..
  • Cam pervazlarına bayat ekmek kırıntılarını koyun. Elbette birkaç kuş gelip onları silip süpürecektir. Özellikle soğuyan havalarda yiyecek bulmakta zorlanan serçeler için evde kalan bayat ekmeklerinizi bile ufalayıp işe giderken yola serpseniz, çimenliklere atsanız bir sürü serçeciği mutlu edersiniz.
  • Sokaktaki aç kedilere kuru mama alıp verin haftada birkaç kez. Yok alamam derseniz, evdeki artık yemekleri çöpe dökmeden önce biraz daha düşünüp aşağı kadar indiriverin ve aç kedi köpekleri doyurun. Onların size olan sevgi gösterisi sizi herşeyden çok mutlu kılacaktır.
http://www.mucadele.com.tr/haber/aydin/ali-amcanin-kedi-sevgisi-avrupa-sevdasindan-agir-basti/23938
  • Annenize, babanıza hatta büyükanne ve büyükbabanıza çiçek alıp götürün.
  • İhtiyacı olan bir ilkokul çocuğuna ders çalıştırın..
  • Giymediğiniz kıyafet veya ayakkabılarınızı sokağa koyun veya gerçekten ihtiyacı olduğunu bildiğiniz birilerine verin. O kadar çok ayakkabısız okula gitmeye çalışan çocuk var ki onlara gönderin.
  • Okuduğunuz kitapları Doğu'daki köy okullarının kütüphanelerine gönderin. 
  • Arada bir çocuk esirgeme kurumundaki çocukları ziyarete gidin. Onlara kalem, defter, oyuncak veya bazen kurabiye pasta götürün. Eğer imkanınız varsa koruyucu aile olun, haftanın bir günü onları dışarı çıkarıp gönüllerince eğlenmelerini sağlayın. 
  • Kimsesi olmayan yaşlı komşularınızla veya bakım evlerindeki yaşlıları ziyaret edin, onlarla konuşup onları dinleyin. 
bu liste sürekli uzatılabilir. Aklıma geldikçe de ekleyeceğim. Bu tip iyilikler sizin çok az zamanınızı alacak, sizin için bir yük de olmayacak, sizin için küçük ama hayatlarında fark yaratılanlar için büyük birer iyilik olarak yerlerini alacaklardır. 

böylelikle hem onlar hem de siz kendinizi çok daha fazla iyi hissedeceksiniz.

neden olmasın?

18 Ekim 2010 Pazartesi

5-YAZ, Yazdığını Yayınla! Mutlu Ol!

Oldum olası haşır neşirimdir yazmakla..İlk ne zaman yazmaya başladığımı ben bile hatırlamıyorum...

Ama neyin ilk itici gücü oluşturduğunu çok iyi biliyorum...Babamın ben 7 yaşındayken bankadan eve getirdiği ve benim odama koyduğu daktilo... o siyah daktilo...evet o siyah daktilo, ranzanın yanındaki kahverengi masada yerini almış ve ilk olarak Pamuk Prenses masalının bir de benim elimden kağıda dökülmesine sahne olmuştur. Kaç saatte o masal yazıldı, kaç tane kağıt israf edildi, ne siz sorun ne ben söyleyeyim:)

Yaş ilerledikçe, yazdıklarını somut olarak elde tutmak istiyor insan...sağda solda her küçük kağıtta iliştirilmiş hikaye başlangıçları, şiirler, araştırmalar, anılar, çeşitli defterlerde yerini almış koca koca yazılar... hepsi somut olarak varlıklarını sürdürsünler o yaşanmışlıklar...

böyle bir manevi tatmin yok...yaratma gücüne eşdeğer benim gözümde... kalemle kağıdın sevişmesinden doğan o çocuk, ortaya çıkan eser paha biçilemez... eline alıp sayfalarını çevirmek, yeni basılmış kitap kokusunu içine çekmek ise bambaşka... o nedenle basmalı yazdıklarını bir yerden sonra... kendin için yazmalı, insanlar için yazmalı, kendin için ve yine paylaşımcıların için basmalı, yayınlamalı...

o duygular paylaşıldıkça çoğalmalı, anılar o "an"da takılıp kalmadan sonsuza asılmalı, nefes alıp vermeli, tekrar yaşanmalı... unutulmamalı...

iz bırakmalı...

*****

80'LERDE ÇOCUK OLMAK TÜM KİTAPÇILARDA!!!







Kapak ve basın metnimizi Facebook'ta, Twitter'ınızda, web sitenizde-blogunuzda ve mail yolu ile arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz! 

Geri sayım başladı :) 

Kitabımız ilk olarak TÜYAP'ta okur karşısına çıkacak, ayrıntlı bilgi www.yitikulke.com 'da

***

"80'lerde Çocuk Olmak" kitabının kapak arkası ve basın tanıtım metni şöyle:

Bu sadece bir kitap mı? Hayır! Bu kitap, canlı bir şey! Yaşayan tarihin ta kendisi! Dikkatle, özenle okuyun...

80’lerde Çocuk Olmak, hem bir kitap ismi, hem de bir kuşağın en büyük özlemlerini, yaşanmışlıklarını içinde barındıran yolculuğun özel ve güzel adı. Bu kitapta bir araya gelmiş 90 kadar yazar var. 1980’lerde çocuktu onlar... Hepsi aynı kuşaktan… Sayfalarda gizlenen anılarda herkes kendinden bir şeyler buluyor. Fazıl Say’dan Gürgen Öz’e, Eylül Duru’dan Bülent Çolak’a, Onur Behramoğlu’ndan Erdem Aksakal’a, Göksel Bekmezci’den Ahmet Büke’ye, Barış Müstecaplıoğlu’ndan Yiğit Değer Bengi’ye dek, adları buraya sığmayacak onlarca yazar ve sanatçı bu kitap için çocukluklarını, anılarını, aşklarını, oynadıkları oyunları, 1980 darbesinin kendilerinde ve ailelerinde bıraktıkları kara tortuyu, yüzlerce ayrıntıyı bazen bir çocuk, bazen bir yetişkin gözüyle kaleme aldı. Yaklaşık üç yıllık bir çalışma sonucu doğan 80’lerde Çocuk Olmak kitabı, her kuşağın el kitabı olacak nitelikte. Dönemin pembe dizileri, ünlü oyuncuları, en çok izlenen çizgi filmleri, mahalle abileri, sokak kavgaları ve oynanan unutulmaz oyunlar, atari salonları, fırlamalıklar ve ergenliğe geçiş hikâyeleri, birbirimizle konuşurmuş gibi doğal bir şekilde anlatılıyor. Evet, bizler büyüyoruz ama çocukluğumuz ve yaşanmışlıklar orada öylece duruyor. Yolculuğumuza siz de katılın...

Kitabımızı 80’lerin aydın insanlarına, halk kahramanlarına, üniversite gençliğine ve 80’lerde doğup kaybettiğimiz tüm çocuklara ithaf ediyoruz. 

Kadir Aydemir’in yayına hazırladığı bu kitap ayrıca anlamlı bir doğum günü hediyesi. 80’ler çocuklarının hiç yaşlanmadığının, hep çocuk kalacağımızın bir ispatı... Bu yıl, Türkiye sanal âleminin en eski ve köklü şiir-edebiyat sitelerinden Yitik Ülke’nin(www.yitikulke.com) 10. yaşını kutlarken, bu kitapla, anılarına sahip çıkan herkesin de doğum gününü kutluyoruz.

Bu toplum belleksiz değil! Bizler de unutmadık ve yazdık!

Yaşasın 80’lerde çocuk olmak!

“80’lerde Çocuk Olmak” kitabında yazılarıyla, anı ve anlatılarıyla yer alan 80’lerin çocukları:

Yeşim Ağaoğlu, Onur Akbudak, Alper Akdeniz, Erdem Aksakal, Neyran Savaşman Akyıldız, Çiğdem Aldatmaz, Figen Alkaç, Sema Aslan, Hürcan Âşık, Mustafa Atapay, Kadir Aydemir, Eda Aytekin, Nil Esra Başaran, Ezgi Başkır, Suat Başkır, Barış Behramoğlu, Onur Behramoğlu, Göksel Bekmezci, Sinem Bengi, Yiğit Değer Bengi, Ersan Bengisu, Hasip Bingöl, Ahmet Büke, Elmira Cancan, Gökçenur Ç., Şebnem Çağlayan, Tunca Çaylant, Kader Çekerek, Serdar Çekinmez, Murad Çobanoğlu, Bülent Çolak, Elçin Demiröz, Özge Ç. Denizci, Ömer Faruk Dizdar, Eylül Duru, Galip Dursun, Sine Ergün, Azim Raşit Ersoy, Elif Savaş Felsen, İdil Giray, Pınar Gözpınar, Nilay Sağ Gülalp, Eda Günay, Koray Günyaşar, Yasemin Gürkan, Sanem Güven, Nefin Huvaj, Aydın İleri, Necla İret, Deniz Yalım Kadıoğlu, Gülay Kalkan, Bekir Arslan Kopuz, Ulaş Kurugüllü, Ahmet Küçükkayalı, Ece Erdoğuş Levi, Barış Müstecaplıoğlu, Engin Neşeli, Pınar Nurhan, Pelin Onay, Esra Ovalı, Yaprak Öz, Gürgen Öz, Şahin Özbay, Özlem Özyurt, Hatice Topal Özçoban, Nilüfer Özgeren, Sedef Özkan, Erol Özyiğit, Murat Prosciler, Tomris Sakman, Fazıl Say, Hakan Sim, Güray Süngü, Melih Süsleyen, Müjgan Şah, Melike Aslı Şahinsoy, Ümit Şener, Seda Tansuker, Filiz Tanya, Erkut Tokman, Alper Turgut, Murat Türkücüoğlu, Serkan Türk, Papyon Tayfun Türkkan, Ferhat Uludere, Gül Yaşartürk, Özlem Yıldız, Hande Yöremen, Zeynep Zişan ve Güncem Topçu.

Kapak tasarımı Savaş Çekiç ustamıza aittir...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...