hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ağustos 2014 Pazartesi

Hayatımdaki İnsanlar Doğru İnsanlar mı?




Fazla söze gerek yok aslında, Lao Tzu'nun bu sözü hemen herşeyi anlatıyor. Hakikaten bazı şeyler bizim dışımızda gelişiyor ve yaşanması gereken herşey bir şekilde yaşanıyor. Tabi ki hayatımızın ipleri kendi elimizde ve biz ona göre seçimler yapıyoruz. Ne istersek onu seçiyor ve o seçenek sonucunda gerçekleşmesi gereken şeyleri yaşıyoruz. 


Eskiden Enid Blyton'ın macera serüveni kitapları vardı. Benim en sevdiğim kitaplardı onlar. Sayfa veya bölüm sonlarında "eğer X kişisiyle trene binmek istiyorsan sayfa 40'a, yok otobüsle Y kişisiyle gitmek istiyorum diyorsan sayfa 80'e git" gibi yönlendirmeler yapardı. Ve siz bu size sunulan seçeneklerden birini seçer ve onun gebe olduğu sonucu mutlaka yaşardınız. Kimi zaman sonuca üzülür diğer sayfaya geri döner ve seçiminizi yeniden yapar bu kez de başka bir sonuçla karşılaşırdınız.

Gerçek hayat da tıpkı bu kitaplar gibi. Aslında aynı tarz bir yaşam sürüyoruz, kimimizin daha fazla maceralı, bazısının daha dingin... Ama bir fark var ki, seçimlerimizi yapıyor ve sonuçlarını iyi de olsa kötü de olsa kabullenmek veya katlanmak zorunda kalıyoruz. Gerçek hayatta, "önceki sayfaya geri döneyim de bir daha deneyeyim, diğer şıkkı seçeyim" deme şansımız yok. O nedenle ya seçimlerimizi yaparken daha dikkatli olup biraz fazla düşünmeli ya da başımıza geleni yaşamaya boyun eğmeliyiz. Nitekim her yaptığımız seçim zaten bizim hayatımızı oluşturur. Hayat deneyimlerimizin, deneyimlerimiz de Oscar Wilde'ın söylediği gibi "hayatta yediğimiz kazıkların bileşkesidir". Ama bu demek değil ki, hayat yenecek kazıklarla dolu:) İnsan doğası sevgi, şefkat, neşe ve mutluluk arayışını içinde barındırdığı gibi, hayatta kalma arzusu daha ağır basıyor ve içinde açgözlülük, hırs, kin, vahşet ve en önemlisi ego gibi unsurları da barındırıyor. Özellikle egonun tavan yaptığı noktalarda insan bencilce davranıp çevresindekileri düşünmeyebiliyor ve o zaman işte bu "kazıklar" ortaya çıkıyor.



Hayatımıza sokmak istediğimiz insanları sokarız, istemediğimizi düşündüğümüz, sevmediğimizi düşündüğümüz kişiler bile muhakkak bir şekilde hayatımızın bir parçası olmak ve kendisine bizim ve kendi hayatları için verilen o görevi yerine getirmek zorundadır. Tıpkı Shakespeare'in dediği gibi, “ Dünya bir oyun sahnesi, bizler birer oyuncuyuz... Bütün erkekler ve bütün kadınlar, sırası geldiğinde girerler ve çıkarlar bu oyun sahnesine...”  

Hayat bir dengeden ibaret, hiçbir zaman herşey güllük gülistanlık olacak diye birşey yok. Hayatı iyisi ve kötüsüyle yaşıyor, mutlu ve mutsuz oluyor, gülüyor ve ağlıyoruz. Bu zıtlıklar hayatı yaşanır kılıyor. Bazen hayat bize adaletsiz görünebilir ve sanki kötü şeyler hep üstüste; bizim başımıza geliyormuş gibi hissettirebilir. Yapacak birşey yok, hayat bir macera ve ne zaman ne olacağını bilememek de güzel. Bize kalan her ne olursa olsun onu dibine kadar yaşamak. Ve evet, hayatımıza giren insanların bazıları ne kadar yanlış görünse de aslında hepsi bizim seçimlerimiz ve bu dünyadaki yaşamımızı oluşturan unsurlar. Bizi biz yapan parçalar. Ve evet doğrular. Onlar hayatımıza girerler, çünkü biz izin veririz, onlar hayatımızdan belli dönemlerde çıkarlar çünkü biz istemeyiz. Bırakın onlar hayatınızda olsunlar, telefon defterinizi eninde sonunda temize çekme yetkisi verilmiş olan kişi yine sadece sizsiniz. 



6 Şubat 2014 Perşembe

Yağmurun Getirdiği Mutluluk // Happiness brought by rain!




ilk kez yağmuru görüp koşa koşa evinden çıkan ve sırılsıklam olsa da içeri girmek istemeyen, yağmuru ellerini göğe açarak sevgiyle ve mutlulukla karşılayan bu küçük kızı birkaç gündür hemen her yerde görüyoruz. Ama belki görmeyenleriniz vardır diye, belki mutluluğun aslında bu kadar da basit olduğunu unutanlarımız vardır diye, doğanın bize sunduğu şansı kaçırıp, yağmur altında dans etmeyi çoktan unutmuş ve küçücük bir çiselemede bile şemsiyemizi açmayı adet haline getrimişizdir diye, paylaşmak istedim ben de.. 

Bu küçük kız mutluluğu anlatıyor bakışlarıyla ve yağmura verdiği tepkiyle aslında. Hayattan her ne olursa olsun tat alabilmeyi. Aslında küçük mutluluklar her yerde.. Sadece bakmayı bilmek gerek. Her ne kadar çevremizde olup biten kötü olaylardan etkileniyor olsak da, insanlığımızı ve yaşadığımız anın tadını çıkarmayı da unutmamalı ve kendimize az da olsa zaman ayırmalıyız. Hayat he ne olursa olsun yaşamaya değer.

6 Eylül 2012 Perşembe

Mutluluğa giden yolda ‘5 formül’


Time dergisi tarafından dünyanın en iyi 50 internet sitesi arasında gösterilen site 
mutlu olmak için gereken en basit 5 yolu okuyucularına duyurdu.


ABD merkezli saygın psikoloji sitesi psychcentral.com mutlu olmanın 5 basit yolunu açıkladı. ABD’de yayımlanan Time dergisi tarafından 2008 yılında dünyanın en iyi 50 internet sitesi arasında gösterilen site mutluluğun sırları listesini oluştururken Profesör Tal Ben Shahar’ın bir kitabından destek aldı. İşte 5 basit yol:

  • İşinizin anlamlı olduğunu düşünün. Yaşam boyu işyerinde geçirilen binlerce saati mutluluğa dönüştürmenin yolu yapılan işin anlamlı olduğunu düşünmekten geçiyor. Yapılan işin topluma veya çalışan kişinin ailesine faydalarını düşünmek işin anlamlı bir hale dönüşmesini sağlıyor.
  • Hayatın pozitif yönünü görün. Yapılan hataların bile olumlu yönlerini görmeye çalışmak kişinin daha mutlu olmasını sağlıyor. Shahar, kişinin hayata pozitif bakması durumunda pozitif sonuçlar alacağını söylüyor.
  • Gün içinde kendinize küçük keyifler yaratın. Yapılan işe ara verip 1 dakika boyunca gözleri kapatarak hayal kurmak, sevilen bir şiiri okumak veya bir şarkı dinlemek kişinin enerjisini yükselterek daha mutlu olmasını sağlıyor.
  • Sessizliğin tadını çıkarın. Shahar fazla gürültünün kişinin kendi potansiyelini görmesini engellediğini söylüyor. Gün içinde kısa süreliğine sessiz bir ortamda oturup düşünmek hem yaratıcılığı hem de mutluluğu artırıyor.
  • Yaşanan zor durumları ‘tehdit edici’ olarak değil ‘meydan okuma’ olarak görün. Olayların tehdit edici olduğunu düşünmek strese neden oluyor. Durum ne kadar zor olursa olsun meydan okumak heyecanı ve enerjiyi artırırken stresi azaltıyor.

KAYNAK: 06 Eylül 2012 - 02:30 Milliyet.com.tr » Gündem» Haber
DIŞ HABERLER SERVİSİ


14 Ağustos 2012 Salı

İHTİYAR ADAM VE ATI




Köyün birinde yaşlı ve çok fakir bir adam varmış. Ama kral bile onu kıskanırmış. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki kral at için ihtiyara neredeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. 'Bu at, bir at değil benim için. Bir dost. İnsan dostunu satar mı?' dermiş hep.

Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış. 'Seni ihtiyar bunak! Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın' demişler.

İhtiyar 'Karar vermek için acele etmeyin' demiş. 'Sadece 'At kayıp' deyin. Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.' Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler.


Aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş... Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki bir düzine vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyardan özür dilemişler. 'Babalık' demişler. 'Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için. Şimdi bir at sürün var.' 'Karar vermek için gene acele ediyorsunuz' demiş ihtiyar. 'Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç... Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?' Köylüler bu defa açıktan ihtiyarla dalga geçmemişler ama, içlerinden 'Bu herif sahiden gerzek' diye geçirmişler.

Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara... 'Bir kez daha haklı çıktın' demişler. 'Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın' demişler. İhtiyar 'Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz' diye cevap vermiş. 'O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar... Ama acaba ne kadar doğru? Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.'

Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler. 'Yine haklı olduğun kanıtlandı' demişler. 'Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer.' 'Siz erken karar vermeye devam edin' demiş, ihtiyar. 'Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde... Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.'

Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlarmış: 'Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.'

24 Ocak 2012 Salı

Bugün Senin Geri Kalan Hayatının İlk Günü

Salvador Dalí, "Paranoia and Dissolution of Time"
"Happiness is the meaning and purpose of life. 
The whole aim and end of human existence."  -Aristotle
demiş bir büyüğümüz, epeyce bir yıl önce:) yani o günlerden bugüne değişen pek birşey yok aslında..insanlar sürekli bir mutluluk peşinde..özellikle de kendilerinin mutluluğu elbette..bu mutluluk arzusu kimi zaman bencilliği, kimi zaman toplumsal kaygıyı beraberinde getiriyor olsa da asıl amaç aslında Aristotle'ın da dediği gibi var olmamızın özünde saklı.. hayatın anlamı...

günlük-fani faaliyetlerde kaybolmuş çoğumuzun, para kazanıp hayatımızı idame ettirmekten başka amacı olmayan, öylesine hayatla birlikte akıp giden bir rotası olsa da, içimize dönüp baktığımızda bütün bunları kendimizi mutlu etmek için yaptığımızı fark edebiliriz.. İster Aristotle'ın zamanı, ister günümüz olsun, mutlak bazı gerçekler vardır ve asla değişmezler..sadece unutulabilirler..evet, bazen hatta artık çoğunlukla mutlu olmayı, mutlu etmeyi ya da mutluluğun ne demek olduğunu veya nerede olduğunu unutabiliriz.

Yaşımız geçtikçe ölüm korkusu yerleşebilir yüreğimize, veya hayal kırıklıklarına uğradıkça devam etmeme arzusu sarabilir etrafımızı, kaybettikçe başarma duygumuz veya isteğimiz körelebilir. Ama var olan gerçeklik hep oradadır ve insanoğlu onu istese de istemese de çıkarıp bulmak zorundadır..yoksa hayatın ne bir anlamı ne de bir amacı kalır..o zaman ise zaten devam etmenin anlamı da sorgulanır hale geliverir.

Her yeni gün aslında yeni bir başlangıçtır. Eğer yaşamaya devam ediyorsak, o her günün hakkını vermeyi bilmeliyiz. Her günü birer küçük hayat olarak görmek gerekir. Pamuk ipliğine bağlı yaşamlarımızda aslında her gün bize verilen birer şanstır yaşamak için. En dolu yaşandığında en anlamlı hale gelebilecek küçük yaşamcıklardır... Bir önceki gün yapılan hatayı bir daha yapmama, bir önceki gün üzülen kişiyi bir daha üzmeme, daha önce kaçırılan şansı bir daha kaçırmama, kaybedilenleri unutup yeniden yola koyulmak için bir şanstır aslında..

her yeni gün, bundan sonra kalan hayatınızın ilk günüdür... pek bir şeyi takma kafana... hayatından memnun değilsen, onu değiştirmek için bir şeyler yap...  unutma, bugün senin geri kalan hayatının ilk günü ve onu yaşamaya bak! 


Salvador Dali-"Geopolitical Child Watches The Birth of the New Human"

30 Mart 2011 Çarşamba

yorumsuz..

Blogspot açıldı sonunda sanırım.. Yani verilen dilekçeler sonucunda durdurulma kararı kaldırılmış. Ancak şu anda hala bloglara giremiyorum. Bir süre daha geçip yeniden yapılanmasını bekleyeceğiz muhtemelen.

Bu arada ne mi oldu? Çok ilginç şeyler..

Hayat oldukça garip. Bazen önce kaybetmen gerekiyor bazı şeylerin değerini daha iyi anlamak için..peki ya daha henüz kavuşmuşken de kaybetmek reva mıdır? bunu hak edecek ne yapılmıştır? milyonların içinden piyangonun size çıkması şans ise, milyonların içinden en olmayacak şeylerin sizin başına gelmesi hak mıdır?

Burada hep bir çıkar yol arayıp pes etmemektir aslolan..çünkü hayat bir mücadeledir..evet sadece bir mücadele..ara ara böyle motive etmektir kendini yapılması gereken..yoksa düşersin, bıkarsın, bırakırsın..

şükredebilmek erdemine sahip olabilmektir tek önemli olan... şükredebilmektir. ve bu da bir başka kabiliyettir..

25 Şubat 2011 Cuma

12- UMUDUNU KAYBETME! Mutlu Ol!

The World of Stainboy-Tim Burton
Mutlu olmak bazen çok zor gelir insana... Her ne kadar yüzünüzden gülümsemenizi eksik etmemeye çalışıp sırtlansanız da yükümlülükleri, göğüsleseniz de tüm zorlukları, bazen bir taraf eksik kalır... en mutlu olacağınızı sandığınız anda umutsuzluk biniverir omuzlarınıza, yorgunluk çöker yüreğinize... denemekten yorgun ruhunuz ağırlaşır, kalbiniz taşlaşır ve yüzünüzdeki gülümseme yerini gözyaşına bırakır...

"çabalıyorum olmuyor, keşke şöyle olsaydı, böyle yapsaydım ya da keşke gamsız olabilseydim" sözleri dökülür dudaklarınızdan, kendinizi dipsiz bir kuyunun içinde bulursunuz... Girdap gitgide büyür, içinde döne döne kaybolmaktan korkarsınız... Hayatın bazı anlarında asılı kalırsınız... Hayat ondan sonra bir türlü ilerleyemez...hiçbir şey eskisi gibi olmayacak diye düşünürsünüz... hep o anda takılı kalır, geriye bakıp bakıp o anı düşünürsünüz...yine şimdiyi yaşamayı bir kenara koymuşsunuzdur işte. ve gelecekteki kontrolünüzü de kaybetmek üzeresinizdir..

peki ne yapmak gerekir... farkındalık burada ne kadar önemlidir? bilincinizin sınırlarını zorlarsınız çözüm bulmak için... kimi zaman orta yollu, olmuyorsa tek taraflı... sonuç odaklı.

birşeyleri kazanmak için çok ter döker, çok yoldan geçeriz. Ama ne kadar da kolaydır kaybetmek. Bir söze, bir bakışa, bir yanlış anlamaya, bir inada, bir egoya, gurura veya saçma sapan herhangi başka bir nedene bakar... "Kıymayı oraya değil buraya koymalıydın" diyerek başlayan kavga sonucu boşanan arkadaşlarımda olduğu gibi...

Oysa ne kadar zordur birşeyleri inşa etmek, başlatmak... ama tatlıdır da...önemli olan onu sürdürebilmektir. Bir ilişkiyi, bir başarıyı, bir umudu, bir yaşam savaşını devam ettirebilmektir söz konusu olan. Senelerce üzerinde çalıştığınız araştırmanızın son halini vermiş, üzerine saatlerinizi, günlerinizi hatta aylarınızı harcayıp somutlaştırmışsınızdır ancak hedefe ulaşmak üzereyken yolda takılmış olması süreci zorlaştırır, garipleştirir, ruh halinizi bozar... bitirilen bir projenin aslında bitemediğini görmek sizi umutsuzluğa sürükler.


bu hayatın her evresinde geçerlidir.peki umutsuzluğa kapılmamak ve hep o umudu canlı tutmak için ne yapmak gerekir? bir insan nereye kadar gücünü koruyabilir, kendi içinde nasıl çözebilir bunları dışarıya yansıtmadan...umudunu yitirmeye izin verdiğimiz anda biter her şey..o nedenle bize düşen o umudu canlı tutmaktır. Zorla da olsa... küçük mutluluklarla büyük mutlulukların yolunu yapmaktır bir şekilde misyonumuz. küçük mutlulukların değerini bilip onları büyütmektir önemli olan...aksi takdirde takılır yürek dikenli tellere, çıkarken de yırtılır çeperleri.. o yüzden hiç bakmamaya çalışıp geriye, sadece iyi şeyler ummaktır yaşamdan yapılması gereken...

sürekli iyi şeyler isteyip, olumlu bakış açısı yaratmaya çalışmaktır bazen hayat.. ister "placebo" etkisi olsun ister gerçek mutluluk... önemli olan üzerimizde bırakacağı etkidir aslında.



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...