yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Eylül 2014 Salı

AĞIR AĞIR ÖLÜR TUTKUDAN VE DUYGUDAN KAÇANLAR

Mavi Kelebek'te paylaşmıştım bu yazıyı daha önce. Ama çok geçti üzerinden ki zaman zaman birer doz almak lazım Neruda'dan, hiç sakıncası yok.. Hatırlamak lazım bazen, sonra görmek lazım, mutluluğun çaba gerektirdiğini..



AĞIR ÖLÜM


Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar, her gün aynı yoldan yürüyenler, yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler, giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler, tanımadıklarıyla konuşmayanlar.


Ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar, beyaz üzerinde siyahı tercih edenler, gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreği küt küt attıran bir demet duygu yerine “i” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler.


Ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler, bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar, hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler.

Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar.

Ağır ağır ölür özsaygılarını ağır ağır yok edenler, kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler, ne kadar şanssız oldukları ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün hayatlarınca yakınanlar, daha bir işe koyulmadan o işten el çekenler, bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar, bildikleri şeyler hakkındaki soruları yanıtlamayanlar.

Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden, anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir.

Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına.

Pablo Neruda

25 Ağustos 2014 Pazartesi

Hayatımdaki İnsanlar Doğru İnsanlar mı?




Fazla söze gerek yok aslında, Lao Tzu'nun bu sözü hemen herşeyi anlatıyor. Hakikaten bazı şeyler bizim dışımızda gelişiyor ve yaşanması gereken herşey bir şekilde yaşanıyor. Tabi ki hayatımızın ipleri kendi elimizde ve biz ona göre seçimler yapıyoruz. Ne istersek onu seçiyor ve o seçenek sonucunda gerçekleşmesi gereken şeyleri yaşıyoruz. 


Eskiden Enid Blyton'ın macera serüveni kitapları vardı. Benim en sevdiğim kitaplardı onlar. Sayfa veya bölüm sonlarında "eğer X kişisiyle trene binmek istiyorsan sayfa 40'a, yok otobüsle Y kişisiyle gitmek istiyorum diyorsan sayfa 80'e git" gibi yönlendirmeler yapardı. Ve siz bu size sunulan seçeneklerden birini seçer ve onun gebe olduğu sonucu mutlaka yaşardınız. Kimi zaman sonuca üzülür diğer sayfaya geri döner ve seçiminizi yeniden yapar bu kez de başka bir sonuçla karşılaşırdınız.

Gerçek hayat da tıpkı bu kitaplar gibi. Aslında aynı tarz bir yaşam sürüyoruz, kimimizin daha fazla maceralı, bazısının daha dingin... Ama bir fark var ki, seçimlerimizi yapıyor ve sonuçlarını iyi de olsa kötü de olsa kabullenmek veya katlanmak zorunda kalıyoruz. Gerçek hayatta, "önceki sayfaya geri döneyim de bir daha deneyeyim, diğer şıkkı seçeyim" deme şansımız yok. O nedenle ya seçimlerimizi yaparken daha dikkatli olup biraz fazla düşünmeli ya da başımıza geleni yaşamaya boyun eğmeliyiz. Nitekim her yaptığımız seçim zaten bizim hayatımızı oluşturur. Hayat deneyimlerimizin, deneyimlerimiz de Oscar Wilde'ın söylediği gibi "hayatta yediğimiz kazıkların bileşkesidir". Ama bu demek değil ki, hayat yenecek kazıklarla dolu:) İnsan doğası sevgi, şefkat, neşe ve mutluluk arayışını içinde barındırdığı gibi, hayatta kalma arzusu daha ağır basıyor ve içinde açgözlülük, hırs, kin, vahşet ve en önemlisi ego gibi unsurları da barındırıyor. Özellikle egonun tavan yaptığı noktalarda insan bencilce davranıp çevresindekileri düşünmeyebiliyor ve o zaman işte bu "kazıklar" ortaya çıkıyor.



Hayatımıza sokmak istediğimiz insanları sokarız, istemediğimizi düşündüğümüz, sevmediğimizi düşündüğümüz kişiler bile muhakkak bir şekilde hayatımızın bir parçası olmak ve kendisine bizim ve kendi hayatları için verilen o görevi yerine getirmek zorundadır. Tıpkı Shakespeare'in dediği gibi, “ Dünya bir oyun sahnesi, bizler birer oyuncuyuz... Bütün erkekler ve bütün kadınlar, sırası geldiğinde girerler ve çıkarlar bu oyun sahnesine...”  

Hayat bir dengeden ibaret, hiçbir zaman herşey güllük gülistanlık olacak diye birşey yok. Hayatı iyisi ve kötüsüyle yaşıyor, mutlu ve mutsuz oluyor, gülüyor ve ağlıyoruz. Bu zıtlıklar hayatı yaşanır kılıyor. Bazen hayat bize adaletsiz görünebilir ve sanki kötü şeyler hep üstüste; bizim başımıza geliyormuş gibi hissettirebilir. Yapacak birşey yok, hayat bir macera ve ne zaman ne olacağını bilememek de güzel. Bize kalan her ne olursa olsun onu dibine kadar yaşamak. Ve evet, hayatımıza giren insanların bazıları ne kadar yanlış görünse de aslında hepsi bizim seçimlerimiz ve bu dünyadaki yaşamımızı oluşturan unsurlar. Bizi biz yapan parçalar. Ve evet doğrular. Onlar hayatımıza girerler, çünkü biz izin veririz, onlar hayatımızdan belli dönemlerde çıkarlar çünkü biz istemeyiz. Bırakın onlar hayatınızda olsunlar, telefon defterinizi eninde sonunda temize çekme yetkisi verilmiş olan kişi yine sadece sizsiniz. 



Gerçek Sevgi, Her Nerede Yaşatılıyorsan! // True love whereever you are!


Hayatta gerçek sevgi yoktur diyenlere gelsin. İşte mutluluğun resimlerden bir diğeri... Bu aslanın mutluluğunu kim tarif edebilir? Ne kadar da seviyor karşısındaki kişiyi ki kapı açılır açılmaz atıyor kendini onun kollarına. 

Sevginin özünde şefkat yatar ve vahşi bir hayvana gösterdiğin şefkat sonunda sana bu şekilde geri dönebilir. Vahşet hayvanın değil aslında insanın doğasında var ve her varlık sevgiye aç. 

Paylaşmaya değer, günün videosu:


17 Nisan 2014 Perşembe

Valizlerden Dekorasyon



Özellikle Mudo Concept, Tepe Home veya English Home gibi mağazalarda görmeye alışkın olduğumuz bir konsept bu.. Vintage görünümlü valizlerden yeni dekorasyon fikirleri yaratmak. İlk kimin aklına geldi bilmiyorum ama bence oldukça şık duruyor. Ayrıca gidip bir valizi dekorasyon amaçlı kullanmak için almak istemezseniz anlarım, çünkü bu tür mağazalarda bu ürünlerin rakamsal değerleri de pek içaçıcı olmuyor malesef. Ama onun yerine evde zaten var olan, büyükannelerimizden veya ebeveynlerimizden kalma eski valizler varsa onları dönüştürerek de kullanabilirsiniz. 
Zira aynı konsepti ben de düşünüyorum. Anneannemin deposunda 65 yıllık filan deri bir valiz var. Onu kendime ayırdım, bir dahaki Balıkesir seyahatimizde alıp geleceğim ve üzerinde çeşitli uygulamalar yapıp onu yeniden hayata döndüreceğim. Hem bu "kendin yap" projeleriyle eskiyi yeniden diriltiyor, hem son trendleri yakalayabiliyor hem de süper vakit geçirebiliyorsunuz.


Görüldüğü gibi özellikle Amerikan düğünlerinde, vintage kır düğünü konseptleri çok kullanılıyor ve burada da valiz teması kullanılmış. Hoş bir aksesuar olarak düğün mekanındaki yerini almış. 


save image





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...