24 Ocak 2012 Salı

Bugün Senin Geri Kalan Hayatının İlk Günü

Salvador Dalí, "Paranoia and Dissolution of Time"
"Happiness is the meaning and purpose of life. 
The whole aim and end of human existence."  -Aristotle
demiş bir büyüğümüz, epeyce bir yıl önce:) yani o günlerden bugüne değişen pek birşey yok aslında..insanlar sürekli bir mutluluk peşinde..özellikle de kendilerinin mutluluğu elbette..bu mutluluk arzusu kimi zaman bencilliği, kimi zaman toplumsal kaygıyı beraberinde getiriyor olsa da asıl amaç aslında Aristotle'ın da dediği gibi var olmamızın özünde saklı.. hayatın anlamı...

günlük-fani faaliyetlerde kaybolmuş çoğumuzun, para kazanıp hayatımızı idame ettirmekten başka amacı olmayan, öylesine hayatla birlikte akıp giden bir rotası olsa da, içimize dönüp baktığımızda bütün bunları kendimizi mutlu etmek için yaptığımızı fark edebiliriz.. İster Aristotle'ın zamanı, ister günümüz olsun, mutlak bazı gerçekler vardır ve asla değişmezler..sadece unutulabilirler..evet, bazen hatta artık çoğunlukla mutlu olmayı, mutlu etmeyi ya da mutluluğun ne demek olduğunu veya nerede olduğunu unutabiliriz.

Yaşımız geçtikçe ölüm korkusu yerleşebilir yüreğimize, veya hayal kırıklıklarına uğradıkça devam etmeme arzusu sarabilir etrafımızı, kaybettikçe başarma duygumuz veya isteğimiz körelebilir. Ama var olan gerçeklik hep oradadır ve insanoğlu onu istese de istemese de çıkarıp bulmak zorundadır..yoksa hayatın ne bir anlamı ne de bir amacı kalır..o zaman ise zaten devam etmenin anlamı da sorgulanır hale geliverir.

Her yeni gün aslında yeni bir başlangıçtır. Eğer yaşamaya devam ediyorsak, o her günün hakkını vermeyi bilmeliyiz. Her günü birer küçük hayat olarak görmek gerekir. Pamuk ipliğine bağlı yaşamlarımızda aslında her gün bize verilen birer şanstır yaşamak için. En dolu yaşandığında en anlamlı hale gelebilecek küçük yaşamcıklardır... Bir önceki gün yapılan hatayı bir daha yapmama, bir önceki gün üzülen kişiyi bir daha üzmeme, daha önce kaçırılan şansı bir daha kaçırmama, kaybedilenleri unutup yeniden yola koyulmak için bir şanstır aslında..

her yeni gün, bundan sonra kalan hayatınızın ilk günüdür... pek bir şeyi takma kafana... hayatından memnun değilsen, onu değiştirmek için bir şeyler yap...  unutma, bugün senin geri kalan hayatının ilk günü ve onu yaşamaya bak! 


Salvador Dali-"Geopolitical Child Watches The Birth of the New Human"

19 Ocak 2012 Perşembe

Smurfs in da House:) // Kinder Şirinleri Toplamak


Herhalde Kinder sürprizlerden çıkan en güzel oyuncaklar bu seri:)) Şirinler mavi renkleri ve poziflikleriyle başlı başına birer mutluluk abidesi zaten..eveeeet artık bizim de şirinlerimiz var, evde pufumuzun üzerinde takılıyorlar:) mavi küçük sevimli mutluluklar:)


13 Ocak 2012 Cuma

Günün mutluluk alıntısı


The greatest gift we can give to our loved ones is the gift of them knowing we are well, and that we are joyful.
Bugünün motivasyon alıntısı olarak karşıma yukarıdaki cümle çıktı. O ana kadar bunun ne kadar da doğru olduğunu bilmediğimi fark ettim. Bazen bazı şeylerle tekrar tekrar yüzleşmemiz, yine yeniden bazı şeyleri hatırlamamız gerekir. Oysa mutlu olmamızın en önemli dayanaklarından biri değil midir sevdiklerimizin mutlu olması? Ailemize ya da sevdiğimiz dostlarımıza, iş arkadaşlarımıza, evcil hayvanımıza gelen bir zarardan, kalp kırıklıklarından, yaralanmalarından rahatsızlık duymaz mıyız? Üzülmez miyiz?

Özellikle ailemiz, anne babamız için bizim iyi olduğumuzu bilmeleri her zaman daha da fazla önem taşır.. O yüzden bazen iyi olmasak bile iyiymiş gibi davranmamız gerekebilir. Eğer kendimizden başka birilerini daha mutsuz etmek istemiyorsak tabi..Unutmamalı ki çocuklarının mutluluğu anne babaların mutluluğuyla eşdeğer oluyor bir yerden sonra.. o nedenle yukarıdaki yazı aslında çok yerinde bir söylem..en azından ben öyle düşünüyorum..kendi mutsuzluğumuzu tamir etmekte elimizi her zaman çabuk tutmalı, öte yandan gerektiğinde bu durumun üzerini kapayarak sevdiklerimizi de mutsuz etmekten kaçınmalıyız..

11 Kasım 2011 Cuma

bugün kendini mutlu etmek için ne yaptın?

hmmmm bugün kendimi mutlu etmek için ben ne yaptım? 

1...meselaaa, uzun süredir giymeyi düşündüğüm ancak aldığımdan beri etiketiyle sakladığım ama "bir türlü giyemeyip hala niye alıyorum?" diyerek kendime kızıp durduğum tişörtümü giydim..sonunda! (eminim bizim türümüzün bu alışkanlığı oldukça yaygın-yani, sizi bilmem de benim tanıdığım tüm kadınlarda var)

2...uzun zamandır aramakla yükümlü olduğum ama bir türlü arayamadığım arkadaşımı sonunda aramayı başardım..hani hep olur ya, aramazsın aramazsın sonra artık aramak istesen de o kadar uzun zaman geçmiştir ki arayamazsın..aradığında yaşanılacak gerginlikten korkarsın ya..işte öyle birşey..

3...işlerimi verimli bir şekilde yaptım ertelenen birşey kalmadı.. aklımda kalacağına yapayım da bitsin gitsin..

4...beni rahatsız eden fazlasıyla şişirilmiş olduğunu düşündüğüm elektrik faturamın sadece kafamı meşgul edip beni sinir etmesinden uzaklaşmak için elektrik idaresi ile görüştüm ve hesabını sordum.%10 zamlar hakkında birşey yapamayacak olmanın bilinciyle en azından sormuş olmaktan dolayı rahatladım.

5...işteki orkidelerime suyunu ve vitaminini verip yapraklarını temizledim. onların tomurcuklanmasını izledim.

6...sevdiklerimi aradım onlarla konuştum.

liste her an uzatılabilir... kısa kısa küçük küçük mutluluk baloncukları... ha olmasa da olur bunlar diyebilirsiniz.. ama şimdi bunlar aklımda kalacağına gerçeklere dönüşmüş oldular..fena mı? ve ben kendimi daha rahat ve huzurlu hissettim.

ve bir de gün daha bitmedi..daha bir de yapılacaklar var..:)

peki bugün sen kendin için ne yaptın?

9 Ekim 2011 Pazar

Steve Jobs'tan 10 ders

Savaş Şakar'ın www.savassakar.com sitesinde yazdığı yazısından alıntıdır.
2000 yılında “Pirates of Silicon Valley”(Silikon Vadisinin Korsanları) adlı film ile Steve Jobs’ın ve Bill Gates’in var olma hikayelerini öğrenmiş ve çok etkilenmiştim.
O gün bu gün Steve Jobs’ı takip ederim. Apple ile başlattığı macera,ilk masaüstü bilgisayarı yapışı(üstteki resim),ipod,iphone ve iPad ile devam eden devrimci yaklaşımı gerçekten izlemeye değer.
Ve şimdi ondan 10 tane altın ders;
1. Steve Jobs der ki “Yenilikler,liderler ile onları takip edenler arasında oluşurlar.”
Yenilikte sınır yok. Tek sınır hayal gücünüz. Şimdi bilinenlerin ya da mevcutların dışında düşünmeye başlamak zamanıdır. Eğer büyüyen bir sektörde çalışıyorsanız daha verimli olabilecek,daha müşteri canlısı olmanız gerekir. Eğer batan bir sektördeyseniz bir an önce başka tarafa sıçramalısınız.
2. Steve Jobs der ki:“Kalite amacınız olmalı. Bazı insanlar mükemmeliğin beklendiği ortamlara alışık değillerdir.”
Mükemmelliğe giden kısa yol yoktur. Mükemmelliği önceliğiniz yapmak konusunda taahhüdünüz gerekir. Tüm beceri,yetenek ve zekanızı bu mükemmeliği yakalamak için kullanmalısınız. Fark yaratacak küçük farklılıkları ancak böyle yakalarsınız. Siz mükemmelliği benimseyip üzerine gittiğinizde hayatta sizi ödüllendirecektir.
3. Steve Jobs der ki:“Büyük iş çıkarmanın yolu yaptığınız işi sevmekten geçer. Böyle bir işi hala bulamadıysanız aramaya devam edin. Bu işin hangisi olduğunu bulduğunuzda anlayacaksınız.”
Sevdiğiniz işi yapın. Sizin için hayata başarıyı,gitmek istediğiniz yolu ve anlamı verecek işi bulmaya çalışın. Yaşamınızın amacını destekleyecek bir iş bulmaya çalışmalısınız. Böylece sadece sağlık ve uzun yaşama değil saynı zamanda zor zamanlarda kendinizi iyi hissedecek bir şeylerede sahip olacaksınız. Eğer Pazartesi sabahı kalktığınızda ayaklarınız geri sayıyorsa doğru işte değilsiniz demektir.
4. Steve Jobs der ki:“Biliyorsunuz,yediğimiz yemek kadar büyümeyiz. Başkalarının diktiği elbiseleri giyeriz. Başkalarının geliştirdiği bir dili konuşur, matematiği kullanırız. Demek istediğim hep bir şeyleri alıyoruz. Asıl önemli olup mükemmel bir duygu sağlayan ise canlıların deneyim ve bilgisine bir şey sunabilmektir.”
Etik sorumluluklarınızı bilerek yaşayın. Bu dünyada küçükte olsa bir fark yaratmaya çalışın. Böylelikle hayatınıza daha fazla anlam katmış olacaksınız. Her zaman yapabileceğiniz şeyler vardır. Ve diğerleri ile neler yaptığınızı konuşun,onları dinleyin.
5. Steve Jobs der ki:“Budizm’de bir söz vardır “Yeni Başlayanın Düşüncesi(Beginner’s mind)” İşte böyle yeni başlayan birinin düşüncesine sahip olmak çok güzeldir.
Bu düşünce tarzında kişi herşeyin orijinal doğasını adım adım ve olduğu gibi görür. Önyargılardan,beklentilerden ve yakıştırmalardan uzak bir düşüncedir. Küçük bir çocuğun ilk kez gördüğü bir şeye bakar yüzünde oluşan heyecandır.
6. Steve Jobs der ki:“Biz beynimizi kapatmak için TV seyreder,beynimizi açmak için bilgisayar kullanırız.”
Her ne kadar herkes TV’nin zararlarını ya da yarattığı zaman kaybını bilsede kendisini ondan alamaz. Halbuki siz TV’den kurtulup birkaç tane beyin hücrenizi kurtarabilirsiniz. Aslında bilgisayarıda sürekli oyun vb. konularda kullanarak aynı zarar yaratılabilmektedir. Önemli olan bilgisayarı faydalı kullanabilmektir.
7. Steve Jobs der ki:“Bir yılda çeyrek milyar dolar kaybeden tek kişi benim ve bu benim karakterimi düzeltti.”
Hata yapmakla hatanın oluşması aynı şey değildir. Hata yapmamak önemli ama bir çok başarılı insan hatalarından sonra hayatını değiştirmekte,performansını artırmakta ve bir sonraki seferde doğrusunu yapmaktadır. Hataları bir uyarı olarak görmek gerekir.
8. Steve Jobs der ki:“Tüm teknolojimi Sokrat ile bir öğleden sonra geçirmek için satardım.”
Her ne kadar Sokrat,Leonardo da Vinci,Nicholas Copernicus,Charles Darwin ve Albert Einstein ile birlikte bağımsız düşünürler içinde yer alsada o “ilk” ti. Çiçero onun hakında şöyle demiş “O felsefeyi göklerden hayatımızın içine çağırdı” Sokrat’ın pensiplerini okuyarak hayatınızı güzelleştirmek elinizdedir.
9. Steve Jobs der ki:“Evrende bir çukur açmak için buradayız. Aksi takdirde neden olalım ki?”
Dünyada büyük işler başaracağınızı biliyor musunuz? Hepimiz bir hediye(gift) ile yaratıldık. Bu hediye ilgi alanlarımızda,meraklarımızda,isteklerimizde ve duygularımızda gizli olan şeyleri ortaya çıkarabilecek bir güce sahip. Bu hediye aynı zamanda amacımız. Kendi amaçlarınızı değiştirmek için izin almanıza gerek yok. Ama öğretmenlerinizin,patronlarınızın,anne babanızın sizin için belirlediği amaçları değiştirebilirsiniz ve kendinize özgü istediğiniz bir amaca sahip olabilirsiniz.
10. Steve Jobs der ki:“Zamanınız kısıtlı ve başkasının hayatını yaşayarak boşa harcamayın. Başka insanların düşüncelerinde var olan şeylerin tuzağına düşmeyin. Başkalarının düşüncelerinin yüksek sesi olmayın. Kalbinizin ve içgüdülerinizin sesini izleyecek cesaretiniz olsun. Sizin ne olmak istediğinizi diğerleri anlamalı.”
Başkalarının rüyalarını yaşamaktan yorulmadınız mı? Hiç şüphe yok ki bu sizin hayatınız ve özgürce dilediğinizce yaşayabilmelisiniz. Yaratıcı becerilerinizi korku yada baskı olmayan bir ortamda kullanabilme şansınızı kendinize vermelisiniz. Kendi seçtiğiniz ve kendinizin patronu olduğunuz bir hayatı yaşayın.
Burada bahsi geçen maddeleri hayata entegre etmek hiçte kolay değil. Fakat her birinin sizleri düşündürdüğünden eminim. En azından deneyin ve bir şans verin kendinize.

16 Eylül 2011 Cuma

Altay Öktem'in kalemiyle "İstanbul'da Rock Kültürü" Akşam Kitap Eki'nde..

http://www.aksam.com.tr/yasarken-curuyoruz-olurken-yasiyoruz--67450h.html

Sevgili Altay Öktem'in kaleminden "İstanbul'da Rock Kültürü: Yeraltından Yeryüzüne"nin güzel bir tanıtımı ve Silverberg...



Yaşarken çürüyoruz ölürken yaşıyoruz

Biz çok farkında olmasak bile, insan içeriden ölen bir canlı türü. Ölümü bir son olarak düşünüyoruz hepimiz; doğru, ölüm bir çeşit 'son' ama ölme süreci, doğum anında başlıyor.
ALTAY ÖKTEM
Bilimkurgu ve fantastik kurgunun dünyadaki en prestijli ödülleri olan Hugo ve Nebula ödüllerini toplama konusunda da bayrağı elinden bırakmayan, çağımızın önemli yazarlarından Robert Silverberg'in İçeriden Ölmek adlı romanı, kurgusundan, dilinden önce okuru ilk başta adıyla etkileyen nadir kitaplardan biri. İçeriden Ölmek! Bence böyle bir romana çok yakışan bir ad.
Biz çok farkında olmasak bile, insan içeriden ölen bir canlı türü. Ölümü bir son olarak düşünüyoruz hepimiz; doğru, ölüm bir çeşit 'son' ama ölme süreci, doğum anında başlıyor. Fizyolojik olarak, hücre ve doku düzeyindeki yaşlanma, diyalektik biçimde hayat boyunca devam ediyor. Hücrelerin, dokuların bir kısmı yaşlanıp ölüyor, ardından hemen yenileniyor, bir kısmı yenilenmeden, ağır ağır devam ediyor ölmeye. Bizim yaşamak dediğimiz şey, yavaş yavaş içeriden ölmek aslında!
Her insan için geçerli olan bir şey bu. Oysa Robert Silverberg'in kahramanın başına gelen, içeriden ölmenin katmerlisi! Sadece fizyolojik olarak değil, psikolojik olarak da içeriden ölen biri David Selig.  Selig'in, aslında birçok kişinin büyük bir şans olarak görebileceği ama diğer yandan insanın hayatını karartan bir yeteneği var. Başkalarının düşüncelerini okuyabilme yeteneğine sahip olan Selig, en fazla da bu yeteneği yüzünden, sürekli içeriden ölüyor.  Aslında iyi eğitimli biri olmasına karşın, hayatını bir türlü düzene sokamamış, para karşılığı mezun olduğu fakültedeki öğrencilerin dönem ödevlerini yapan ve kazandığı üç beş kuruşla hayatını sürdürmeye çalışan bir tür 'looser' olarak da kabul edebiliriz Selig'i. Hazırladığı ödevler de öyle az buz şeyler değil. Bir Toplum Simgesi Olarak Odysseus, Kafka'nın Romanları, Aiskhylos ve Aristotelesçi Trajedi, Montaigne'nin Felsefesinde Teslimiyet ve Rıza, Dante'nin Mentoru Sıfatıyla Virgil...
Bütün bunları yazabilecek düzeyde entelektüel bilgi sahibi olan birinin, bu işi üç beş dolar karşılığında yapması ve kalan zamanlarında sokağa çok yakın bir hayat sürmesi, İçeriden Ölmek'i fantastik kurgunun yanı sıra underground edebiyata da yaklaştırıyor. Bu özelliğinden dolayı, underground edebiyatın bir örneği olarak da kabul edebiliriz İçeriden Ölmek'i.  Sonuçta, insanların düşüncelerini okuyabilme yetisi yüzünden hayatı altüst olan, kendi olmaktan vazgeçmeye hazır olan ama buna bir türlü cesaret edemeyen, gün geçtikte hiçliğe yaklaşan bir adam Selig. Belki başkalarınca şans olarak nitelendirilebilecek bu özelliği yüzünden hayatta kaybetmiş ve hızla kaybetmeye devam eden bir adam. Kendisi de bunun farkında aslında:
'Istırabım yeterince belli, yeterince kuvvetli değil mi? Kim olacağım ben, kendim olmayı bıraktığımda? Isı ölümünü ölüyorum. Spontane bir çürüme. Rastgele bir olasılık seğirtisi felaketim oluyor. Hiçliğe dönüşüyorum. Kömür ve kül oluyorum. Süpürgeyi bekleyeceğim gelip beni toplasın diye.' 
Asimov, 'Silverberg'in bugün gittiği yere, diğer bilimkurgu yazarları yarın gidecekler' demişti yıllar önce. Silverberg'in külliyatını şöyle bir gözden geçirince, Asimov'un söz ettiği 'yarın'ın henüz gelmediğini anlıyoruz. Fantastik kurgu ve bilimkurgu edebiyatında, hala gün, Silverberg'in günü bence.
Peki, o müthiş hikayeler kaleme alırken biz ne yapıyoruz? Ne yapacağız; yaşarken çürüyoruz işte. Ölürken yaşıyoruz. Dünyanın dışarıda beyaz, içerideyse gri olduğunun bile farkına varamadan sürüklenip gidiyoruz.

İstanbul'da Rock kültürü  ya da alt-kültürün çöküşü

Melike Aslı Şahinsoy'un Budapeşte Central European üniversitesinin sosyoloji ve sosyal antropoloji bölümü için hazırladığı yüksek lisans tezinin, İstanbul'da Rock Kültürü başlığıyla kitaplaştığını öğrenince, hala Silverberg'in etkisinden kurtulamadığım için midir nedir, bu teze de Salig'in eli değmiş midir diye kuşkuya düştüm! Allah'tan Aslı'yı tanıyorum. Ayrıca tezin hazırlanmasında birçok müzisyen, müzik eleştirmeni, hatta rocker'la beraber benim de az çok katkım olduğu için bu kuşkuyu kafamdan çabuk attım. Ayrıca Salig, bir roman kahramanı. Yani bildiğimiz 'kurgu insan'. Bu yüzden de Türkiye'de hazırlanan bir teze burnunu sokması uzak ihtimal.
Rock kültürünün yeraltından başlayıp yeryüzüne ulaştığı zaman dilimini, o süreci incelediğimizde, toplumsal değişimi de ana hatlarıyla gözlemleme şansına kavuşuyoruz. Bu değişimde, toplumsal dinamiklerin, medyanın, yerel ve evrensel yönetimlerin, dinsel, ahlaksal süreçlerin ne denli etkin olduğu da anlaşılıyor.
Postmodern dünyada gerçeklerin çöktüğüne ve sosyal yapılandırmalara dönüştüğüne dikkat çeken Baudrillard'ın bu tespitinin doğruluğuna bence şüphe yok. Ağırlıklı olarak 1990'lar İstanbul'unun rock yaşamını inceleyen Melike Aslı Şahinsoy da aynı sonuca ulaşıyor ve kendisini besleyen alt-kültür statüsünün kaybolmasıyla birlikte, rock kültüründe de beklenen sona geldiğimizi, imajların gerçeği baskıladığı bir döneme çoktan girdiğimizi belirtiyor.
İstanbul'da Rock Kültürü, alt-kültür, karşı kültür, kitle kültürü çerçevesinde, bir döneme damgasını vurmuş bir müzik hareketinin yaşam biçimine dönüşmesi ve hızla popülerleşmenin tuzağına düşmesi açısından, sosyolojik bir araştırma olarak okunabilir. Diğer yandan, özellikle o dönemleri yaşayanlar, nostaljik bir anı kitabı gibi de bakabilirler bu çalışmaya. Levent Erseven, Güven Erkin Erkal, Deniz Durukan gibi kendi alanlarında yetkin isimlerin tespitleri ve değerlendirmeleriyle zenginleşen bu çalışma sayesinde, zamanında zevkle dinlediğimiz, bir kısmını dinlemeye devam ettiğimiz Pentagram, Mavi Sakal, Kramp, Athena, Objektif, Rashit, Mor ve Ötesi gibi grupların doğduğu, geliştiği; hayat bulduğu zemini tanıma, aynı zamanda bu zeminin ne kadar kaygan olduğunu da anlama olanağına kavuşuyoruz.
Şimdi diyorum ki, ister yaşarken bilinçli olarak terk ettiğimiz, terk etmek zorunda bırakıldığımız hayatlarımıza bakalım; ister daha yaşlanmaya fırsat bulamadan anılarımıza gömmek zorunda bırakıldığımız rock kültürünü özlemeye başlayalım, sonuç değişmiyor. Silverberg'in kahramanının söylediği gibi, bugün havada sonbaharı gasp   etmeye gelen kışın ayak sesleri var.  Ne yazık ki var.  
İÇERİDEN ÖLMEK
Robert Silverberg İthaki Yayınları
247 sayfa
İSTANBUL'DA
ROCK KÜLTÜRÜ
Melike Aslı Şahinsoy
Clinart Yayınları
96 sayfa
Postmodern dünyada gerçeklerin çöktüğüne ve sosyal yapılandırmalara dönüştüğüne dikkat çeken Baudrillerd'in bu tespitinin doğruluğuna bence Şüphe yok.


Altay Öktem'in 16 Eylül 2011, Akşam Gazetesi Kitap Ekindeki yazısıdır.

14 Eylül 2011 Çarşamba

13- KÜÇÜK İYİLİKLER YAP! Mutlu Ol!

http://www.estatevaults.com/bol/archives/2006/07/12/happiness_roundup.html

Evet, mutluluğun sırlarından biri de hergün iyi birşey yapmaktır. Mutluluğu ne birine, ne bir beklentiye ne de maddiyata bağlamak doğrudur. Herşeyi olduğu gibi kabul edip, akıp geçen zamanda küçük küçük mutluluklarla mutluluk gölüne yol açabilmektir önemli olan.

işte basit ama çok değerli birkaç öneri:
  • Pazar çantalarını zorlukla taşıyan üst kat komşunuz Ayşe Teyzeye yardım edin... Çantaları evine kadar çıkarın mesela..
  • Cam pervazlarına bayat ekmek kırıntılarını koyun. Elbette birkaç kuş gelip onları silip süpürecektir. Özellikle soğuyan havalarda yiyecek bulmakta zorlanan serçeler için evde kalan bayat ekmeklerinizi bile ufalayıp işe giderken yola serpseniz, çimenliklere atsanız bir sürü serçeciği mutlu edersiniz.
  • Sokaktaki aç kedilere kuru mama alıp verin haftada birkaç kez. Yok alamam derseniz, evdeki artık yemekleri çöpe dökmeden önce biraz daha düşünüp aşağı kadar indiriverin ve aç kedi köpekleri doyurun. Onların size olan sevgi gösterisi sizi herşeyden çok mutlu kılacaktır.
http://www.mucadele.com.tr/haber/aydin/ali-amcanin-kedi-sevgisi-avrupa-sevdasindan-agir-basti/23938
  • Annenize, babanıza hatta büyükanne ve büyükbabanıza çiçek alıp götürün.
  • İhtiyacı olan bir ilkokul çocuğuna ders çalıştırın..
  • Giymediğiniz kıyafet veya ayakkabılarınızı sokağa koyun veya gerçekten ihtiyacı olduğunu bildiğiniz birilerine verin. O kadar çok ayakkabısız okula gitmeye çalışan çocuk var ki onlara gönderin.
  • Okuduğunuz kitapları Doğu'daki köy okullarının kütüphanelerine gönderin. 
  • Arada bir çocuk esirgeme kurumundaki çocukları ziyarete gidin. Onlara kalem, defter, oyuncak veya bazen kurabiye pasta götürün. Eğer imkanınız varsa koruyucu aile olun, haftanın bir günü onları dışarı çıkarıp gönüllerince eğlenmelerini sağlayın. 
  • Kimsesi olmayan yaşlı komşularınızla veya bakım evlerindeki yaşlıları ziyaret edin, onlarla konuşup onları dinleyin. 
bu liste sürekli uzatılabilir. Aklıma geldikçe de ekleyeceğim. Bu tip iyilikler sizin çok az zamanınızı alacak, sizin için bir yük de olmayacak, sizin için küçük ama hayatlarında fark yaratılanlar için büyük birer iyilik olarak yerlerini alacaklardır. 

böylelikle hem onlar hem de siz kendinizi çok daha fazla iyi hissedeceksiniz.

neden olmasın?
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...