30 Ekim 2014 Perşembe

Mutluluk Projesi 8 - Peçete Dekupaj ile Anahtarlık Kapladım

Merhabalar,

Evdeki kendin yap projelerimde asla vazgeçemediğim Tepe Home peçetemle dekupaj işlemlerim tam gaz devam ediyor:) Bu peçetem biterse ne yaparım diye düşünürken, Madame Coco'ya gelen peçetelerle yeniden kendime geldim:) Aşağıdaki resimde gördüğünüz peçetem en favori peçetem. O yüzden evde birçok şeyde onun deseni var artık. Ama Madame Coco'dan aldığım yeni peçetelerim de çok güzel ve onlarla da birşeyler kaplamak için sabırsızlanıyorum.

İşte geçen hafta sonu kapladığım anahtarlığım. Anahtarlığı epey önce kaplamak için İkea'dan almıştım ancak bir türlü fırsat bulamamıştım. Her gün de kullanıldığından, elim bir türlü gitmemişti tutkallamaya.

En sonunda yaptım hem de epey geç bir saatti, inat ettiğim için gece yarısı filan dinlemedim. Zaten eliniz alışınca çok kolay oluyor. Bir tutkal, bir peçete bir tuktkal daha ve vernik. İşte bitti:)

 Üst kısmını da daha sonra beyaza boyayacağım, biraz boyadım ama tam anlaşılmıyor buradan.

Nasıl olmuş?

kendinyap_anahtarlık_peçete_dekupaj


14 Ekim 2014 Salı

Mutluluk Projesi 7- Cupcake desenli Cam Boyama - Tabak ve Reçellik Nasıl Olmuş?

Ne zamandır kendime zaman ayırıp bir türlü Kendin Yap (diy) projelerime devam edemiyordum. Geçen haftasonumu yeni birşey denemeye ayırdım ve ne zamandır istediğim şeyi yaptım. Eveeeet, taş, çerçeve, ahşaptan sonra cam boyama işine de bulaştım kendi kendime..

Bloglardan takip edip gerekli araştırmaları yaptıktan sonra en iyi enamel boya ile camın boyandığını öğrenip hemen mint yeşili ya da bebek yeşili diye geçen bu boyayı aldım. Ben Rich marka kullandım ve vernik ve tutkalda da hep onları kullanıyorum gayet memnunum.

Boyadığım cam reçellik

Cupcake desenlerim hep dekupaj için mevcuttur zaten internetten mütemadiyen araştırma yaparım.

İlk denemem olduğu için sünger ile boyama yaparken sadece tek derdim o hava kabarcıklarının önüne geçemeyişim oldu ve bu da camın üzerinde pütürlükler yaratıyor. İç kısmı daha güzel görünüyor tam istediğim gibi pürüzsüz. Ama bu şekliyle de gayet iyi oldu bence daha vintage bir hava kattı. Zaten üzerine daha sonra biraz vernik de attım dayanamayıp:)

Bu da boyadığım cam tabak


 Tek elle bu kadar cekebildim fotoğrafını. Sabırsızlıktan daha kurumadan paylaştığım için:) Bu cam tabak da takımın parçası olmayan kenarda duran bir tabakcıktı sadece ve bu şekilde değerlenmiş oldu. Altı kırılan bir kek fanusum vardı, onun altına koymayı düşünüyorum. Kendisini yine popnponla akrilik beyaz boya ile boyadım. Beyaz olarak elimd eo vardı sadece o nedenle.

Sizce nasıl olmuşlar? İlk deneme için fena değiller değil mi?


13 Ekim 2014 Pazartesi

Yasemin'den Kumaşlarım geldiiii! Yaşasın!

Çok uzun zaman oldu yazmayalı evet biliyorum. Bu süre o kadar yoğundu ki mutlu olmaya vakit ayıramadım:P kusura bakmayın.

Bodrum'da Kurban Bayramı ve öncesinde bir hafta iznimi birleştirerek aile tatili yaptım, o iyi geldi. İnsana ailesi iyi gelmez mi?:) iki ailem de orada olunca hekesi birarada görmek, deniz ve Bodrum havası elbette çok iyi geliyor.



Bu arada uzun zaman önce girdiğim bir blog çekilişi vardı ve oradan ilk kez birşey kazandığımı öğrendim. Neden mi bahsediyorum, evet Yaseminin Diktiklerinden:) Yasemin'i epeydir takip ediyorum, o kadar güzel şeyler dikiyor ki hem kendine hem de küçük kızına, izlerken keyif alıyor, özeniyor ve mutlu oluyorsunuz.

Rengarenk bir dünyası var Yasemin'in rengarenk kumaşların arasında. Kendi giyeceğini kendisi yaratıyor ve insanın ortaya somut birşeyler çıkarmasının hazzını yaşıyor. Ama güzel olan, bu mutluluğunu sadece kendisinin değil, aynı zamanda izleyicilerinin de paylaşmasını istemesi.

Bunu da kimi zaman ilk el bir ceketi, ya da elbiseyi, kendi diktiği veya aldığı, kimi zaman da kullandığı ama fazla gelen kumaşlarını izleyicilerine vererek yapıyor. Bu bir mutluluk oyunu aslında, iki tarafın da mutlu olup neşelendiği, heveslendiği. Yasemin yeni kişilerle tanışıp yeni izleyiciler elde ediyor, izleyici olan da yeni hevesler kazanıyor ve Yaseminin dünyasına konuk oluyor.

İşte Kumaşlarım- Teşekkürler Yasemin:


Neden mi bu kadar anlattım, çünkü onun gibi dikemesem de Yasemin'i izlemek hoşuma gidiyor ve sizlerle onun çekilişinde kazandığım kumaşları paylaşayım istedim. Bir sürü kumaş, kes dik biç, ne istersen yap. Yeni eğlence bana:)



Teşekkürler Yasemin.

Benim Çekilişlerim için:


Bu arada benim de iki blogumda çekilişlerim devam ediyor. Eğer siz de mutlu olmak ve benim farklı dünyalarıma konuk olmak isterseniz iki çekilişime buyrunuz efendim.

Biri kediseverler için Mantarın Maceralarında eğlenceli mama kabı ve anahtarlık

Bir diğeri de sadece evlilik aşamasındakile riçin değil herkesi ilgilendiren tektaş pırlantalı bir kolye ve Dora Alyanstan indirim çeki için Tanrım Evleniyorum'da.

Bu arada sağ taraftaki blog listemdekiler benim bloglarım. Eminim kendinize göre birşey bulursunuz:) Bekleriiiimmmm!

9 Eylül 2014 Salı

AĞIR AĞIR ÖLÜR TUTKUDAN VE DUYGUDAN KAÇANLAR

Mavi Kelebek'te paylaşmıştım bu yazıyı daha önce. Ama çok geçti üzerinden ki zaman zaman birer doz almak lazım Neruda'dan, hiç sakıncası yok.. Hatırlamak lazım bazen, sonra görmek lazım, mutluluğun çaba gerektirdiğini..



AĞIR ÖLÜM


Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar, her gün aynı yoldan yürüyenler, yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler, giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler, tanımadıklarıyla konuşmayanlar.


Ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar, beyaz üzerinde siyahı tercih edenler, gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreği küt küt attıran bir demet duygu yerine “i” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler.


Ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler, bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar, hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler.

Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar.

Ağır ağır ölür özsaygılarını ağır ağır yok edenler, kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler, ne kadar şanssız oldukları ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün hayatlarınca yakınanlar, daha bir işe koyulmadan o işten el çekenler, bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar, bildikleri şeyler hakkındaki soruları yanıtlamayanlar.

Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden, anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir.

Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına.

Pablo Neruda

25 Ağustos 2014 Pazartesi

Hayatımdaki İnsanlar Doğru İnsanlar mı?




Fazla söze gerek yok aslında, Lao Tzu'nun bu sözü hemen herşeyi anlatıyor. Hakikaten bazı şeyler bizim dışımızda gelişiyor ve yaşanması gereken herşey bir şekilde yaşanıyor. Tabi ki hayatımızın ipleri kendi elimizde ve biz ona göre seçimler yapıyoruz. Ne istersek onu seçiyor ve o seçenek sonucunda gerçekleşmesi gereken şeyleri yaşıyoruz. 


Eskiden Enid Blyton'ın macera serüveni kitapları vardı. Benim en sevdiğim kitaplardı onlar. Sayfa veya bölüm sonlarında "eğer X kişisiyle trene binmek istiyorsan sayfa 40'a, yok otobüsle Y kişisiyle gitmek istiyorum diyorsan sayfa 80'e git" gibi yönlendirmeler yapardı. Ve siz bu size sunulan seçeneklerden birini seçer ve onun gebe olduğu sonucu mutlaka yaşardınız. Kimi zaman sonuca üzülür diğer sayfaya geri döner ve seçiminizi yeniden yapar bu kez de başka bir sonuçla karşılaşırdınız.

Gerçek hayat da tıpkı bu kitaplar gibi. Aslında aynı tarz bir yaşam sürüyoruz, kimimizin daha fazla maceralı, bazısının daha dingin... Ama bir fark var ki, seçimlerimizi yapıyor ve sonuçlarını iyi de olsa kötü de olsa kabullenmek veya katlanmak zorunda kalıyoruz. Gerçek hayatta, "önceki sayfaya geri döneyim de bir daha deneyeyim, diğer şıkkı seçeyim" deme şansımız yok. O nedenle ya seçimlerimizi yaparken daha dikkatli olup biraz fazla düşünmeli ya da başımıza geleni yaşamaya boyun eğmeliyiz. Nitekim her yaptığımız seçim zaten bizim hayatımızı oluşturur. Hayat deneyimlerimizin, deneyimlerimiz de Oscar Wilde'ın söylediği gibi "hayatta yediğimiz kazıkların bileşkesidir". Ama bu demek değil ki, hayat yenecek kazıklarla dolu:) İnsan doğası sevgi, şefkat, neşe ve mutluluk arayışını içinde barındırdığı gibi, hayatta kalma arzusu daha ağır basıyor ve içinde açgözlülük, hırs, kin, vahşet ve en önemlisi ego gibi unsurları da barındırıyor. Özellikle egonun tavan yaptığı noktalarda insan bencilce davranıp çevresindekileri düşünmeyebiliyor ve o zaman işte bu "kazıklar" ortaya çıkıyor.



Hayatımıza sokmak istediğimiz insanları sokarız, istemediğimizi düşündüğümüz, sevmediğimizi düşündüğümüz kişiler bile muhakkak bir şekilde hayatımızın bir parçası olmak ve kendisine bizim ve kendi hayatları için verilen o görevi yerine getirmek zorundadır. Tıpkı Shakespeare'in dediği gibi, “ Dünya bir oyun sahnesi, bizler birer oyuncuyuz... Bütün erkekler ve bütün kadınlar, sırası geldiğinde girerler ve çıkarlar bu oyun sahnesine...”  

Hayat bir dengeden ibaret, hiçbir zaman herşey güllük gülistanlık olacak diye birşey yok. Hayatı iyisi ve kötüsüyle yaşıyor, mutlu ve mutsuz oluyor, gülüyor ve ağlıyoruz. Bu zıtlıklar hayatı yaşanır kılıyor. Bazen hayat bize adaletsiz görünebilir ve sanki kötü şeyler hep üstüste; bizim başımıza geliyormuş gibi hissettirebilir. Yapacak birşey yok, hayat bir macera ve ne zaman ne olacağını bilememek de güzel. Bize kalan her ne olursa olsun onu dibine kadar yaşamak. Ve evet, hayatımıza giren insanların bazıları ne kadar yanlış görünse de aslında hepsi bizim seçimlerimiz ve bu dünyadaki yaşamımızı oluşturan unsurlar. Bizi biz yapan parçalar. Ve evet doğrular. Onlar hayatımıza girerler, çünkü biz izin veririz, onlar hayatımızdan belli dönemlerde çıkarlar çünkü biz istemeyiz. Bırakın onlar hayatınızda olsunlar, telefon defterinizi eninde sonunda temize çekme yetkisi verilmiş olan kişi yine sadece sizsiniz. 



Gerçek Sevgi, Her Nerede Yaşatılıyorsan! // True love whereever you are!


Hayatta gerçek sevgi yoktur diyenlere gelsin. İşte mutluluğun resimlerden bir diğeri... Bu aslanın mutluluğunu kim tarif edebilir? Ne kadar da seviyor karşısındaki kişiyi ki kapı açılır açılmaz atıyor kendini onun kollarına. 

Sevginin özünde şefkat yatar ve vahşi bir hayvana gösterdiğin şefkat sonunda sana bu şekilde geri dönebilir. Vahşet hayvanın değil aslında insanın doğasında var ve her varlık sevgiye aç. 

Paylaşmaya değer, günün videosu:


24 Temmuz 2014 Perşembe

Salyangozun Yeri'ni Keşfedin!


Herkese merhaba...Sizlere güzel bir haberim var. Çaydanlık Fokurdarken, Tanrım Evleniyorum, Mantarın Maceraları ve We're So Retro bloglarım için bir dükkan yarattım ve sizi çok eğlenceli bir yolculuğa çıkarmak için eğlenceli bir web sitesi tasarladım. İsmini de Salyangoz Hikayemizden yola çıkarak "Salyangozun Yeri" koydum. 



İlk olarak 2008 'de yazmaya başladığım blog yazılarım zamanla farklı konseptlere kaymaya ve çeşitli ilgi alanlarına yönelmeye başladı. Aynı anda birçok şeyle ilgilenen ben, herşey birbirine girmesin, okuyucularım rahat etsin ve herkes kendi ilgisini çeken unsurları kolayca takip etsin diye, izleyici sayımı bölmek pahasına da olsa çeşitli bloglar açarak farklı konseptleri birbirine karıştırmamaya çalıştım. Bloglarımda zaman zaman konularla ilgili kendi beğendiğim konsept ürünleri de paylaşmaya başladım.  
  

Özel zevklere yönelik sıradışı fikirler ve objeler sizlerin de vazgeçilmezi oldu ve "ben bunu nereden bulurum? ama ben yurtdışından alışveriş yapamam ki" gibi sorularla bana geldiniz. Bazen sizler için o ürünlerden kendi imkanlarımla temin de ettim. 

Sonunda tüm bloglarımda ilgi gören ve talep edilen ürünlerden yola çıkarak Salyongozun Yerini açmaya karar verdim.

Çok keyif aldığım bloglarımla beraber artık sizler için bu dükkandayım:) Artık sadece fikir vermiyor aynı zamanda talepleriniz üzerine çok eğlenceli, çok farklı, birbirinden güzel ürünleri sizler için getiriyorum. Haydi çok çılgın alışverişler:)

SALYANGOZUN YERİ için TIK TIK! 



Bu da facebook sayfası https://www.facebook.com/salyangozunyeri
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...