21 Eylül 2018 Cuma

Bu dünyada sahip olduklarım...

Bir adam ölür ... Öldüğünü fark ettiğinde, Tanrı'nın elinde bir çanta ile kendisine yaklaştığını farkeder. Tanrı ile adam arasında şöyle bir konuşma geçer.
Tanrı: Haydi oğlum gitme zamanı.
Adam: Bu kadar mı erken? Bir sürü planım vardı...
Tanrı: Üzgünüm ama gitme zamanı.
Adam: O çantada ne var?
Tanrı: Sahip oldukların!
Adam: Sahip olduklarım mı? Yani eşyalarım mı? Elbiselerim... Param...
Tanrı: Onlar asla sana ait değildi, onlar dünyaya aitti.
Adam: Anılarım mı?
Tanrı: Hayır. Onlar zamana ait.
Adam: Yeteneklerim mi?
Tanrı: Hayır. Onlar koşullara ait
Adam: Arkadaşlarım ve ailem mi?
Tanrı: Hayır oğlum. Onlar yürüdüğün yola ait. Adam: Karım ve çocuklarım mı?
Tanrı: Hayır. Onlar kalbine ait.
Adam: O zaman bedenim olmalı?
Tanrı: Hayır hayır. O toprağa ait.
Adam: O zaman kesinlikle ruhum olmalı!
Tanrı: Üzücü bir hata yapıyorsun oğlum. Ruhun bana ait.
Adam gözlerinde yaşlar ve kalbinde korkuyla çantayı Tanrı'nın elinden alıp açtı... BOŞTU! Kalbi kırık, göz yaşları yanaklarından akarak Tanrı'ya sordu...
Adam: Hiçbir şeye sahip değil miyim?
Tanrı: Doğru. Asla bir şeye sahip değildin. Adam: O halde, benim olan ne vardı?
Tanrı: ANLAR. Yaşadığın anlar senindi. Hayat sadece bir andır.
HER ANI YAŞAYIN. HER ANI SEVİN. HER ANIN TADINI ÇIKARIN.

“İyi insanlar cennete gider demek doğru değildir, iyi insanlar nereye giderse orası cennet olur!”
Osho

31 Mart 2017 Cuma

SU KAŞİFLERİ

Mikado Sürdürülebilir Kalkınma Danışmanlığı’nın HSBC Su Programı desteği ile Türkiye’de yürütmekten olduğu Su Kaşifi Programı 8-14 yaş grubu öğrencilerinin suyla ilgili farkındalığını arttırmayı amaçlıyor.


Uluslararası yürütülen bu proje kapsamında Beşiktaş İlkokulu öğrencileri üç aydır yaptıkları çalışmalarını 28 Mart 2017 tarihinde okul girişinde açılan sergide sergileyerek, çevre halkına hazırladıkları gösteriyi sundular. 

Gösteride; tarımda kullanılan kimyasalların zararlarını anlatan kısa bir tiyatro oyunu, öğrenciler tarafından ’Listen To The Water’ şarkısının seslendirilmesiyle devam etti. Sonrasında ise temiz su sıkıntısı yaşanan ülke çocuklarının dilinde ‘Temiz Su İstiyoruz’ diyerek su sıkıntısı çeken insanların farkındalığını oluşturmaya çalıştılar. 

Çocuklar, giydiğimiz kıyafetlerin üretiminde kullanılan su miktarını öğrenince bu konuda da tasarruf bilinci oluşturmak için kolları sıvadılar. Eskimiş, küçülmüş kıyafetlerinden yepyeni kıyafetler tasarlayarak defileye çıktılar. Kıyafetleri, değerlendirin mesajı verdiler.Ve gösteri ‘Suyu Koru’ rap şarkısı ile son buldu. 


Proje Koordinatörü, Beşiktaş İlkokulu 2. sınıf öğretmeni Selma Arslan Zerman projeyi şu şekilde anlatıyor: 

"Okulumuz yaklaşık 3 aydır bu projede belirlenen görev alanlarındaki etkinlikleri yaparak dünyamızın suyunu korumak için çalışmalar yapmıştır. Okulumuz su kaşifleri, öğrencileri bilinçlendirmenin yanında zaman zaman saha çalışmalarına çıkarak çevre halkını bilinçlendirme çalışmaları da yaptılar. 

Su farkındalığını arttırmak için okulda afişler hazırlanarak panolarımızda sergilendi, ailelerle ve yakın çevre ile anketler düzenlenerek evde su tasarrufu için önerilerde bulunuldu, çevredeki restoranlar dolaşılarak atık yağlar ile ilgili farkındalık oluşturacak çalışmalar yapıldı. Öğrencilerimiz hızla artan tüketim insanı olmanın önüne geçmek için oyuncak takas partisi düzenlediler. 

Kıyafetler üretilirken kullanılan su miktarını öğrenince küçülen ve eskiyen kıyafetlerimizi değerlendirdik ve yeni kıyafetler tasarladık. Hatta bu tasarladığımız kıyafetlerden büyük bir defile düzenleyerek okulumuzun diğer öğrencilerine örnek olduk.

Su kaşifi olarak yaptığımız çalışmaları önümüzdeki hafta okulumuzda gösteri yaparak bitiriyoruz. Gösteri de; Su Kaşifi proje sorumlusu öğretmenimizin yazdığı organik Tarım üzerine kısa bir tiyatro oyunu, öğrencilerimizin kendi tasarladıkları kıyafetleri göstereceği defile, öğrencilerimizin dansları eşliğinde seslendireceği ‘Listen to the water’ şarkısı, farklı dillerde ‘Temiz Su İstiyoruz’ seslenişi ve yine sözleri öğretmenimize ait ‘suyu koru’ rap şarkısı olacak.

Bir damla su tek başına anlamlı olmayabilir ama her birimiz bir damla tutarsak elimizde dünyamızın suyunu yok olmaktan kurtarabiliriz."

Programın bir de bu şekilde eğlenceli, çocukların su bükücü olduğu bir web sitesi var. Aşağıdaki resim üzerinden tıklayarak ulaşabilir ve "Listen to the water" şarkısını da dinleyebilirsiniz:)


 su kaşifleri






1 Haziran 2016 Çarşamba

Franz Kafka ve Küçük Kız


Franz Kafka rutin yürüyüşlerini yaptığı parkta küçük bir kıza rastlamış. Kız ağlıyormuş. Oyuncak bebeğini kaybetmiş ve bu onu oldukça üzmüş.

Kafka bebeği onun yerine aramayı önermiş , ertesi gün aynı noktada buluşmak üzere sözleşmişler...

Bebeği bulamaması üzerine Kafka küçük kıza bebeğin ağzından bir mektup yazmış, buluştuklarında kendisine okumuş :
“ Lütfen benim için kederlenme , dünyayı görmek için uzun bir yolculuğa çıktım. Sana başımdan geçenleri anlatacağım. ”

Bu bir çok mektubun ilkiymiş. Kafka küçük kızla her buluştuğunda sevgili oyuncak bebeğin hayali maceralarını özenle yazdığı mektuplardan ona okurmuş. Küçük kız da bu şekilde avunurmuş.

Derken , görüşmelerin artık sonu gelmiş. Kafka son görüşmede küçük kıza bir oyuncak bebek getirmiş. Küçük kız , aslından oldukça farklı olan oyuncak bebeğe şaşkınlıkla bakakalmış. Bebeğe iliştirilmiş bir not küçük kızın şaşkınlığını gidermiş :
“ Yolculuğum beni çok değiştirdi…”

Uzun yıllar sonra , artık bir yetişkin olmuş olan küçük kızımız , gözü gibi baktığı bebeğinin , gözünden kaçırdığı bir çatlağının içine sıkıştırılmış bir mektup bulur. Kısaca şöyle yazmaktadır :

“ Sevdiğin her şeyi er ya da geç kaybedeceksin , ama sonunda sevgi başka bir surette geri dönecek.” 

23 Nisan 2016 Cumartesi

STEPHEN HAWKİNG’DEN DEPRESYONDA HİSSEDENLER İÇİN MESAJ VAR


Tüm zamanların en önemli bilim adamlarından Stephen Hawking’e ALS hastalığı teşhisi konulduğunda 21 yaşındaydı. Kariyerinin zirvesine doğru yol alırken bedeni ona kötü bir oyun oynamaya başladı. Tam anlamıyla şanssızlıktı yaşadıkları.

Hastalığı yüzünden kötürüm kaldı. Keskin zekası olumsuzluğa saplanıp kalmasını engelledi. Tersine yoğun bir hevesle kendini fizik alanına adadı. Doktorların ona iki üç yıl ömür biçmesine rağmen içinde bulunduğu olumsuz şartları olumluya çevirdi ve bugün başta büyük patlama teorisi olmak üzere pek çok çalışması ile dünyaca tanınan bir bilim adı haline geldi.

Tabi ki Hawking durumuyla baş etmeye çalışırken zor zamanlar yaşadı. Ancak her zaman hayatta şükür duyacak şeyler olduğunu düşündü.

İskemleye mahkum olduğu bu hayatta konuşamıyor ve hareket edemiyor ancak kendi geliştirdiği bir teknoloji ile iletişim kurabiliyor.

Royal Institute Londra’da yaptığı bir konuşmada depresyonu kara deliğe benzetiyor ve her ikisinden de kaçmanın imkansız olmadığını söylüyor.

Konuşmanın devamında ise depresyon ile ilgili ilginç fikir ve öneriler var. İçinde bulunduğu zor duruma rağmen depresyon ile barış imzalayan Hawking diyor ki :

“Kara delikler boyandıkları kadar kara değildir. Eskiden düşünüldüğü gibi sonsuz hapishaneler değiller. Kara deliklerin dışına ve muhtemelen de başka evrenlere çıkış yapılabilir. Yani bir kara delikte olduğunuzu düşünüyorsanız vazgeçmeyin. Bir çıkış mutlaka var. Aşağıya değil yukarıya yıldızlara bakın. Asla çalışmayı bırakmayın. Çalışmak yaşamınıza bir anlam ve amaç katar. Aşkı bulacak kadar da şanslıysanız eğer, bilin ki aşk orada, ona da sıkıca sarılın."

Hawking’e engeli sorulduğunda şöyle diyor:

“Kurbanın istediğinde hayatını sona erdirme hakkı olmalıdır. Ama bence bu büyük bir hata olur.Hayat ne kadar kötü görünürse görünsün yapabileceğiniz ve başarabileceğiniz bir şey vardır. Hayat varolduğu müddetçe umut vardır.”

Ve ardından son derece ilham verici bir mesaj veriyor:

“Eğer engelliyseniz, muhtemelen bu sizin suçunuz değildir ancak bunun için dünyayı suçlayıp insanların size acımasını beklemek de iyi bir fikir değil. Olumlu bir tutum ile içinde bulunduğunuz durumdan en üst seviyede fayda sağlayabilirsiniz. Fiziksel olarak engelli olan biri bir de üstüne psikolojik olarak engelli olmayı kaldıramaz. Bence insanlar fiziksel engellerinin zorluk çıkarmayacağı işlerle ilgilenmeliler. Korkarım engelliler için Olimpiyat oyunları bana hitap etmiyor ama zaten atletizmi hiç sevmediğimi söylemek kolay benim için. Öte yandan bilim engelliler için son derece uygun bir alan çünkü zihinde gerçekleşiyor. Tabi kişin deneysel kısmı zaten böyle insanlar için yapılıyor ama teorik kısmı neredeyse ideal.

Yapamadığım şeyler teorik fizik alanında çalışırken hayatımda tam olarak bir engel oluşturmadı. Ailem, eşim, çocuklarım ve meslektaşlarımdan büyük yardım gördüm. Genelde insanların yardım etmeye hazır olduklarını biliyorum ancak elinizden gelenin en iyisini yaparak çabalarına değdiğini görmelerini sağlayarak onları cesaretlendirmelisiniz. “

“Hayat size ekşi limonlar sunmuş olabilir ama şüphesiz onları kullanmanın bir yolunu bulabilirsiniz”



Kaynak: http://e-koc.org

Kaynak:Educateinspirechange.org

Çeviri: Yeşim Erberksoy

*Yazı ve çevirisi link verilmeden ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

19 Ocak 2016 Salı

Affetmek En Başta Kendinize Yaptığınız İyiliktir

Affetmek ve unutmak, iyi insanların intikamıdır. (Schiller)

Bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur : “Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?” Öğrenciler tereddütsüz kabul ederler. “O zaman bundan sonra ne dersem yapacağınıza söz verin. Şimdi yarın ki, ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz.”

Öğrenciler bu işten pek bir şey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarında patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilere şöyle der öğretmen:
“Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın. O kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun.”

Bazı öğrenciler torbalarına üçer beşer tane patates koyarken bazılarının torbaları neredeyse ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine “peki şimdi ne olacak?” der gibi bakan öğrencilere ikinci açıklamasını yapar:
Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde, hep yanınızda olacaklar.



Aradan bir hafta geçmiştir. Öğretmenleri sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar:
“Hocam bu kadar torbayı her yere taşımak çok zor”
“Hocam patatesler kokmaya başladı”
“Vallahi insanlar tuhaf bakıyor artık bana”
“Hem sıkıldık, hem yorulduk”

Öğretmen gülerek öğrencilerine şu dersi verir: Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendinizi cezalandırıyorsunuz. Kendinizi ruhunuzda ağır yükler taşımaya mahkûm ediyorsunuz. Affetmeyi karşınızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyorsunuz. Halbuki affetmek en başta kendinize yaptığınız bir iyiliktir.


alıntıdır

7 Ocak 2016 Perşembe

Fabrikanın Bacası Facebook'ta da Tütüyor!

Mutluluk Fabrikam artık Facebook sayfasına kavuştu. 
Çok yakında instagramda da beraberiz. 
Mutlu olmak için blogumu ve facebook sayfamı takip etmeyi unutmayın.


17 Aralık 2015 Perşembe

Kendine Zaman Ayır: Tavsiye Evi'nde Pilates Yaptık


Mutlulukla ilgili son zamanlarda biliyorum pek bir paylaşım yapamadım. Yılsonunun yaklaşması ve bitişler sanırım içinde daha ziyade hüzün barındırıyor ve bu havalar da üzerine tuz biber ekiyor. 
Ama her zaman dediğimiz gibi ufak mutluluklar yaratmak önemli. Evet pilates yaptık Tavsiye Evi'nde bugün. Asana Yoga ile güzel bir zaman geçirdik. Pilatesin neresi mi mutluluk?

Öncelikle farklı bir atmosferde yeni insanlarla birarada bir paylaşımda bulunuyorsunuz, eski arkadaşlarınızla birlikte spor yapıyorsunuz ve aynı zamanda da kaslarınızı çalıştırıyor ve gevşetiyorsunuz. Hepsini birarada yapmanın ve 1 saat de olsa kendinize ayırdığınız zamanın size katkısı bence büyük oluyor. Kendin için birşey yapmış olmanın dayanılmaz hafifliği. 

Kaçımız rutin işlerimiz ve tüm hayatımızı eline geçiren mesleklerimizden vakit ayırıp da kendimizi 1 saat dinleyebiliyoruz ki? Haksızsam haksızsın deyin veya siz o şanslı insanlardansanız durmayın devam edin:)

Tavsiye Evine ve Asana Yogaya bugünkü paylaşımları ve bu yağmurlu günde farklı bir pratikle spor yapabilmemizi sağladıkları için teşekkür ediyor, bir dahaki etkinliklerde yeniden görüşmek dileğiyle diyorum.


22 Temmuz 2015 Çarşamba

#‎Suruçtakatliamvar‬

Çok uzun zamandır yazamadım bloguma. Sadece buraya değil hiçbir bloguma. Ama en çok da Mutluluk Fabrikama. Sanırım açıklamam gereksiz. Nedeni besbelli. Artık ülkemde beni mutlu edecek pek şey olmuyor malesef. Bir insan bu gördükleri karşısında ne kadar Polyanna olabilir ki!? Her gün yeni bir acı her umudun ardında yeni bir sızıyla güne başlıyoruz bu memlekette.

Malum yaz sezonu, kimisi tatilde, kimisi düğün telaşında, kimisi de bu sıcakta iş peşinde... Kötü olaylar ise hep kapımızın eşiğinde, canlar gidiyor, gencecik bedenler yitiyor ve hayat bazıları için hiçbirşey olmamış gibi devam ederken, bazı aileler artık hiçbir zaman eskisi gibi olamıyor, o yürekler artık bir daha dağlanmıyor. O acıları bizler bilgisayar, TV başında bile bu denli hissederken, ateşin düştüğü yerler cayır cayır yanıyor. Böyle dönemlerde de insan biraz zor yazıyor. Eğlenceli birşeyler paylaşmak zor oluyor. Mutlu günlere, mutlu anlara gölgeler düşüyor.

Bir evlat kolay yetişmiyor, ve siz o gözleri ışıl ışıl bakan, gülüşleri yürekleri ısıtan, o gencecik, umut dolu, barışı asıl inşa edebilecek güce sahip olan o ruhları acımasızca çekip alıyorsunuz bu hayattan. Siz kimsiniz ki bu gücü kendinizde buluyorsunuz, siz kimsiniz ki yaradanı oynuyorsunuz?

Suruç'taki katliamı kınıyor, ölenlerin ailelerine ve tüm milletimize baş sağlığı diliyorum. Başımız sağolsun.

#‎Suruçtakatliamvar‬ 

"İyi değilim! İyi olmayacağım! İyi olmayın!"


16 Nisan 2015 Perşembe

Kuyruktaki Adam ve Damla Etkisi // Ripple - The man in the Queue

Şimdi size kısa bir film izleteceğim. Sadece 5 dakikanızı ayırmanız ve filmi izlemeniz gerekiyor. Oldukça anlamlı olan bu film ödül kazanmış bir yapıt. Bazen upuzun bir film izlersiniz, 2 buçuk saatinizi alır sizden ama sonuçta birşey elde etmezsiniz. Kimi zaman ise 5 dakika yeter size birşeyler anlatmaya ve kendinize gelmenize. 



Hepimiz insanız, ama insanlığın ne demek olduğunu, hangi duygularla aslında  "insan" olduğumuzu anlayacağımızı unutuyoruz. Bu film bize onu hatırlatanlardan.Adı Ripple. Yani damla. Ripple effect diye bilinen şey, damla etkisi. Suya bir taş atarsınız ve halkalar büyüyerek çoğalır. İşte iyilik yapmak da böyle birşey. Siz yapın, yaptıkça çoğalacak ve size geri dönecektir.

Gelin bugünkü insanlık ve mutluluk dozumuzu hep birlikte alalım.

 Filmi Türkçe altyazılı olarak buradan izleyebilirsiniz.

İyi seyirler.



Ödül almış harika bir kısa film! (Mutlaka izlemelisiniz)
Posted by Harbi Lezzet on 26 Mart 2015 Perşembe

15 Nisan 2015 Çarşamba

Bu Koca Kafalı Kızlar çok mu tatlı ne?


Kardeşim bir keresinde "artık bi ben kaldım kaplamadığın" demişti bana. O kadar doğru söyledi ki, kendimi durduramıyorum. Hem dekupaj yapmaya hem de birşeyleri kaplamaya ve yeni şeyler yaratmaya bayılıyorum. Hele yeni keşifler beni daha da heyecanlandırıyor. Bu koca kafalı, nokta gözlü kızlar da yeni keşfim. Aslında epeydir internette resimleri ve maket bebekleri dolaşan bu figürlere bayıldım. Deliler gibi planlar kuruyorum kendileri üzerinde:)) Kendileri Gorjuss ürünüdür.

İlk denemem bu minnoşlarla yeni not defterleri yapmak oldu. Anneler ve kızları ve kızkardeşler temalı bu iki defteri sizin de çok beğeneceğinizi düşünüyorum.

defterlerin ön tarafı

bu da arka tarafları


Yakında farklı konseptlere ait yeni defterlerle Salyangozun Yerinde karşınızda olacağım. Bilmeyenler için söyleyeyim, bloglarla başladığım yolculuğumda bir de Salyangozun Yeri isimli web sitemi kurdum ve ufak çaplı eğlenceli ürünler paylaşıyorum sizlerle. Blogun yanısıra facebook sayfasına ve websitesine de beklerim. Hoşunuza gidecek detaylar bulacağınızdan eminim.

Bana yazın:) mutlu kalın..

9 Nisan 2015 Perşembe

Retro kızkardeş! // Retro Sister!

kardescim ve kırmızı Vespası... 

Mercimek de retrocular kervanına büyük bir adım atmıştı..pek yakışmıştı..maşallah diyelim:))

ancak kırmızı converse'li kızın kırmızı Vespası malesef artık yok, istemeyerek de olsa satmak zorunda kaldı. Eğitim söz konusu olunca akan sular duruyor yapacak birşey yok. Artık Almanya'da daha iyilerini alır inşallah diyor ve Vespasmıza güle güle diyoruz:)

mutlu mu mutlu bol Vespalı yenilikler diliyorum mercimeğime.. sevgiyle,

10 Şubat 2015 Salı

Hayatın 90/10 Sırrını Keşfedin!

Hayatın %10'u , başınıza gelenlerden oluşur.
Hayatın diğer %90'ı ise sizin bu başınıza gelenlere nasıl davrandığınızla gelişir.


Ailenizle kahvaltı yapıyorsunuz. Kızınız, çay fincanına çarpıyor ve bir fincan çay gömleğinizin üzerine dökülüyor.Biraz önce olan olay üzerinde hiç bir kontrolünüz yok. Sonradan olacaklar ise sizin davranışınıza göre belirlenecek:

Lanet ediyorsunuz. Çayı üzerinize döktüğü için kaba bir şekilde kızınızı azarlıyorsunuz.
Kızınız üzülüyor ve ağlamaya başlıyor.

Kızınızı azarladıktan sonra eşinize dönüyor ve çay fincanını masanın kenarına çok yakın koyduğu için eleştiriyorsunuz. Bunu kısa bir sözlü tartışma takip ediyor.

Öfkeyle odaya gidiyorsunuz ve gömleğinizi değiştiriyorsunuz.
Odadan çıktığınızda kızınızı, ağlamaktan dolayı kahvaltısını bitirememiş ve okul için hazırlanamamış bir halde buluyorsunuz.

Kızınız servisi kaçırıyor.

Eşinizin işe gitmek için hemen çıkması gerekiyor. Hemen aceleyle arabanıza koşuyorsunuz ve kızınızı okula bırakmak üzere hareket ediyorsunuz.

Geç kaldığınız için, saatte 40 km hız sınırlaması olmasına rağmen saatte 80 km hızla gidiyorsunuz.
15 dakikalık gecikmeden ve hız limitini aştığınız için ödediğiniz 83 milyon trafik cezasından sonra okula ulaşıyorsunuz.

Kızınız size "Hoşça kal" demeden binaya koşuyor.
İşyerinize 20 dakika gecikmeyle geliyorsunuz ve evrak çantasını evde unuttuğunuzu anlıyorsunuz.

Gününüz korkunç bir şekilde başladı!
Devam ettikçe, kötüleşiyor, daha da kötüleşiyor sanıyorsunuz. Eve gitmeyi dört gözle bekliyorsunuz.

Eve ulaştığınızda eşiniz ve kızınızla olan ilişkilerinizde araya sıkıştığınızı sanıyorsunuz.

Neden? Sabahleyin nasıl tepki verdiğinize bağlı olarak!

Neden kötü bir gün geçirdiniz?

A) Çay sebep oldu
B) Kızınız sebep oldu
C) Polis sebep oldu
D) Siz sebep oldunuz

Cevap "D" şıkkı.



Çayın dökülmesinde sizin bir kontrolünüz yoktu.
Sizin gününüzün kötü geçmesine o 5 saniye içindeki davranışlarınız sebep oldu.

90/10 Sırrını keşfedin

Olabilecek ve olması gereken ise şöyleydi.

Üzerinize çay döküldü.
Kızınız ağlamak üzere.

Siz nazikçe
"Tamam tatlım, bir dahaki sefere biraz daha dikkatli olman gerek" diyorsunuz.
Havluyu kaptığınız gibi odaya gidiyorsunuz.

Gömleğinizi değiştirip, evrak çantasını aldıktan sonra odadan çıkıyorsunuz ve ayni anda pencereden kızınızın otobüse bindiğini görüyorsunuz.

Kızınız geri dönüp el sallıyor. Siz ve eşiniz işe gitmek için birlikte çıkıyorsunuz.

5 dakika önce işe geliyorsunuz ve çalışma arkadaşlarınıza neşeli bir şekilde selam veriyorsunuz. Patronunuz ne kadar güzel bir günde olduğunuz hakkında konuşuyor.

Farka bakın!

İki farklı senaryo.
İkisi de ayni başladı.
İkisi de farklı bitti.

Neden?

90/10 sırrı inanılmazdır! Çok azımız bunun farkındadır.

Sonuç?

Pek çok insan gereksiz yere stresten, dertlerden, problemlerden ve başarısından acı çekmektedir.

Bu sır nedir?

Hayatın %10'u, sizin başınıza gelenlerden oluşur.
Hayatin diğer %90'na ise sizin bu başınıza gelenlere nasıl davrandığınızla karar verilir.

İnsanlar anlamsız şeyler söyler ve yaparlar. İnsanlar hasta olurlar. Arabalar bozulurlar, uçaklar geç kalır ve bütün planlarımızı alt üst ederler.Trafikte bir sürücü canımızı sıkabilir v.s.

Bu %10'luk kısım tamamen bizim kontrolümüz dışında gerçekleşir. Diğer %90'lık kısım farklıdır.

Bunu siz belirlersiniz.

Nasıl?

Olaylara yaklaşımınızla! Nasıl tepki verdiğinize bağlı olarak.

Kaynak: EDEBİYAT BAHÇESİ | Çay Keyfinde Hikayeler

2 Şubat 2015 Pazartesi

Sevgililer Günü ayakkabıları // Valentine's Day Shoes

Sevgililer Gününe Özel birkaç eğlenceli ayakkabı önerisi paylaşalım istedim. Malum o gün yaklaştı. Konsept Sevgililer Günü olunca o günün havasına girenlere de hitap edelim derim. Öyle ticari, maddi bir kaygısı olmadan kimsenin, gün bahanesiyle biraraya gelmektir sevgililer günü benim için. İster eşinle, ister arkadaşlarınla istersen ailenle. Herhangi bir güne özgü giyinmek ya da küçük bir detay yakalamak o günün neşelenmesini sağlar bence. Hem kendinizin hem de etrafınızdakilerin eğlenip gülümsemesini sağlar. 

İşte bu ayakkabılar da iyi hissetmenin yollarından biri bana kalırsa. Bir bakın bakalım hangilerini beğeneceksiniz?

Sevgiyle, mutlu kalın.














30 Ocak 2015 Cuma

Naneli Kot:) // Mint Jeans


turkuaz modası..en bi nanelisinden:) bence özellikle dar paça kot pantolonda bu renk harika duruyor...hemen her renkle de uyum sağlıyor..ama en çok lacivert ve mavi tonlarıyla, kahverengi ve somonla da iyi gidiyor..altına da bi topuklu, tamamdır..
alıcam bi tane:)

bunlar da kotunuza uygun kombin önerileri:) enjoy!

bu kota bu scooter olur mu olur:)


bu çanta çok sevimli ve kullanışlı


peki ya bu şahane gözlüğe ne demeli?

evet bu ojeden bende mevcut elbette, pütürcükler ise ayrı güzel


bunlar da diğer alternatifler..

mint modası esmeye devam ediyor. Mutlu kalın, au revoir!





5 Ocak 2015 Pazartesi

Euthymol Diş Macunu- Retro Macun Hem de Pembe!

  


Euthymol diş macunu, retro görünümlü özel tasarım kutusu ve tüpünün yanısıra, pembe rengiyle de bloguma girme hakkını kazanmış bulunuyor:)
Benim İngiltere'den temin ettiğim bu ürünün tek dezavantajı Türkiye'de bulmanızın çok zor olması. Ben şahsen hiç görmedim burada ama internet siteleri üzerinden ya da yurtdışına gittiğinizde kolaylıkla temin edebileceğiniz bir ürün kendisi.
Eskiden, ilkokul dönemlerimizde okullarda diş fırçalama alışkanlığını aşılamak amacıyla diş macunları dağıtılırdı. Genellikle İpana olduğunu hatırlıyorum, ve biz hep önce onların tadına bakardık. 80li yıllarda doğup da okulda dağıtılan diş macununu yalamayan ya da yemeyenler varsa aranızda şimdiden çıksın ortaya derim ben:)) Euthymol de karakteristik özelliği olarak öne çıkan pembe rengiyle çok can alıcı görünüyor ancak sakın yemeye kalkmayın zira tadı çok kuvvetli baştan söyliyeyim.
Johnson&Johnson tarafından yeniden piyasaya sürülen orjinal; florür ve antiseptik içermeyen bu retro görünümlü diş macunu 75 ml.'lik bir tüp içerisinde. Çok yoğun olan macun kullansanız da sanki bir türlü bitmeyecek gibi geliyor. 
Bir de sanki dişlerinizi fırçalarken kuvvetinden ötürü pas sökücü gibi hissedebiliyorsunuz ama sonuç mükemmel oluyor. Hem dişleriniz bembeyaz oluyor hem de ağzınızda güzel bir ferahlık ve temizlik hissi bırakıyor.

Yıllara Meydan Okuyan Diş Macunu




 
1963 yılında Türkiye'ye de gelen diş macunu Milliyet'in 13.03.1963 tarihli gazetesinin 7. sayfasında bu ilanla haber yapılmış. Önemli bir diş macunu olduğundan Türkiye'ye gelmesi de haber niteliğinde yer bulmuş gazetelerde o dönemde. 

İşte Euthymol'un Bazı Reklamları


Dişle ilgili sorunu olan genelde "kadın", çözen ise "erkek doktor" ve reklamların çoğunda "zarif, entellektüel" tipler aydın kişiler göze çarpıyor. Eczacınızdan ya da doktorunuzdan alınmasına yönelik vurgu da hemen her reklamda var gibi.



Kullanılan bu kadın figürünün ise diş macunuyla olan ilgisi pek aşikar değil elbette.


Fesli, zenci bir figürde beyaz dişler ön plana çıkarılarak bu şekilde bir sembol oluşturulmuş..burada çok da etik olmayan bir yaklaşım sezinliyorum ama kötü düşünmemek lazım elbette. Amaçlarını sormak gerek..


Denizci ya da karacı, ne farkeder, diş diştir, macun macun:) İlginç seçimler elbette, ama inanıyorum ki o dönemi yansıtan reklam çalışmaları yapıldığı dönemde yerini bulmuş.



17 Aralık 2014 Çarşamba

Mutluluk Projesi 9 - Yeniyıla Yeni Buzdolabı Magnetleri Yaptım


Sürekli kapımıza bırakılan çilingir, sucu, market, bakkal reklamlarından artık içime fenalık gelmişti. Magnetleri alıp çat diye apartman kapısına veya içeri girip posta kutularımıza yapıştırdıkları yetmiyormuş gibi, bir de üşenmeden taa en üst kata (ki asansörsüz) kadar çıkıp ev kapıma da yapıştırmıyorlar mı bu reklamları pes diyorum. Bu ne hırs, bu ne sadakat firmasına karşı:)

Baktım bu magnet reklamlardan kurtuluş yok, ben de artık çareyi o magnetleri değerlendirmek de buldum. Böylece onlar da çöpe gitmekten kurtuluyor ben de sevdiklerime ve kendime şirin hediyeler yapabiliyorum.

İşte yeni yaptığım magnetler. Bunlar yılbaşı konseptli parçalar yaratma zamanı geldiğinden, kurabiye adam magnetlerim. Bunlar yerlerini bularak kardeşime gittiler. Artık bu yeni yılda onun kırmızı dolabını süsleyecekler:)


Magnet çok olunca boş durmadım yaptım da yaptım. Aspiratörümün üzerindeki hayvancıklarımı ve kedilerimi Miyucuk sürekli düşürüp parça pinçik ettiğinden onun da birşey yapamayacağı, sevimli görünen, tüysüz olduğundan kedi malzemesi haline gelemeyecek bu ince mutfak magnetlerini yaptım. Onlar da aspiratörümün bacasında yerlerini aldılar ve oldukça şirin duruyorlar.


Ben bu buzdolabı süsü yapma işini çok sevdim. Eğer sizlerin de evinizde boşa gidecek magnetleriniz varsa, onları sevdiğiniz görsellerle kaplayarak şekilli bir biçimde kesebilir ve değerlendirebilirsiniz. Bunu hem normal yapıştırma hem de dekupaj yöntemiyle gerçekleştirebilirsiniz. Üzerine vernik de atarsanız süper görünüyorlar. Benden size tavsiye...

yeni magnetler devam edecek:) 
Mutlu kalın...

13 Aralık 2014 Cumartesi

20- Kendine Bir Hobi Edin - Yeni Şeyler Dene! Mutlu Ol!

Mutlu olmanın yollarından birinin de sürekli yeni birşeyler denemek olduğuna inanıyorum ben. Hayatımda da benimle birlikte yeni şeyler denemeyi seven eşim, ailem ve arkadaşlarım var ve bu da beni daha da mutlu ediyor.



Her sene kendime hedefler koyarım oldum olası. Ne kadarını başarabilirim o tartışılır ama hedefleri belirlemek de büyük bir adım diye düşünüyorum. Mesela bu yılı bitirirken, yılbaşı hazırlıkları için baktım ki, geçen yıl yazdığım hedeflerimin çoğunu gerçekleştirmişim ki bu da başlı başına bir mutluluk kaynağı. O konuya da ayrı bir yazıda değineceğim inümüzdeki günlerde.

Eşimle ben her yıl farklı bir hobi deneriz. Seversek ona devam ederiz. Yeteneğimiz olduğunu anlarsak, sürdürmeye çalışırız. Hem birlikte KALİTELİ bir zaman geçirmiş olur, hem de hayatın farklı zevklerinin tadına bakmış, fani dünyanın koşuşturmacasından birkaç saatte olsa BİRLİKTE kaçmış oluruzç Bu hobiler bireysel olarak da pekala çok keyifle yapılacak şeylerdir bu arada. Kimseye gerek yoktur, bir kendiniz, bir de işin size verdiği manevi tatmin yeter de artar bile.

Henüz paylaşmaya fırsat bulduğum, 2 yıl önce gerçekleştirdiğimiz bir etkinlikti HEYKEL kursuna gitmek. Kar kış demedik gittik. Önlüklerinizi taktık, aletlerimizi aldık ve buladık ellerimize kile, çamura. Ne stres kaldı ne birşey. Rutinden kaçtık, acayip keyif aldık. Yeni insanlarla tanıştık, heykel yapmayı çok sevdik, elimizin yatkın olduğunu gördük ve eve kil depoladık. Diğer yapacağımız heykeller için:) tabi o ortama girmeyince çok kolay olmuyor evde o işi yapmak ama yapabileceğini bilmek de bir o kadar keyif veriyor insana.

İşte kısacık kursta, 1 ayda yaptığımız büst ve el heykellerimiz. Soldaki büst benim, sağdaki Hakan'ın. Ayaktaki yumruk benim, yatan (fırınlamadığımız için kırıldı tabi) yumruk da Hakan'ın yaptığı.



Biz yaparken çok keyif aldık. Size de öneririm. En azından denemenizi. Bambaşka birşey de olabilir. Artık birçok fırsat da çıkıyor, onları da değerlendirebilirsiniz. Bu iki yıl önceydi, geçen sene mi ne yaptık_ Geçen yıl da tiyatro maceramız oldu. O da başka bir yazının konusu.

Herkese sevgilerimle,
Mutlu Kalın..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...