26 Mayıs 2011 Perşembe

Mutluluk Bireysel Çabadır!



“Gurumun mutlulukla ilgili öğretilerinden biri aklıma gelip duruyor. İnsanların, genel olarak, mutluluğun bir şans olduğunu, talihin yeterince iyise bulutların arasından açan güneş gibi ortaya çıkacağını düşünme eğiliminde olduklarını söylerdi. Ama mutluluk böyle oluşmaz. Mutluluk bireysel çabanın sonucudur. Onun için savaşırsın, uğraşırsın, ısrar edersin ve bazen onu ararken tüm dünyayı dolaşırsın. Sana sunulan nimetlerin tezahür etmesi sürecine senin de durmaksızın katılman gerekir. Ve bir kez mutluluk haline erişince onu koruma konusunda asla ihmalci davranmamalı, sonsuza kadar o mutluluğun daha da içine doğru yüzmeye devam etmek için çok çabalamalısın. Bunu yapmazsan yaratılıştan gelen gönül rahatlığını yavaş yavaş tüketirsin.”
Elizabeth Gilbert’ın “Ye, Dua Et, Sev” adlı kitabından ..sayfa 396-397′den alıntıdır...

30 Mart 2011 Çarşamba

yorumsuz..

Blogspot açıldı sonunda sanırım.. Yani verilen dilekçeler sonucunda durdurulma kararı kaldırılmış. Ancak şu anda hala bloglara giremiyorum. Bir süre daha geçip yeniden yapılanmasını bekleyeceğiz muhtemelen.

Bu arada ne mi oldu? Çok ilginç şeyler..

Hayat oldukça garip. Bazen önce kaybetmen gerekiyor bazı şeylerin değerini daha iyi anlamak için..peki ya daha henüz kavuşmuşken de kaybetmek reva mıdır? bunu hak edecek ne yapılmıştır? milyonların içinden piyangonun size çıkması şans ise, milyonların içinden en olmayacak şeylerin sizin başına gelmesi hak mıdır?

Burada hep bir çıkar yol arayıp pes etmemektir aslolan..çünkü hayat bir mücadeledir..evet sadece bir mücadele..ara ara böyle motive etmektir kendini yapılması gereken..yoksa düşersin, bıkarsın, bırakırsın..

şükredebilmek erdemine sahip olabilmektir tek önemli olan... şükredebilmektir. ve bu da bir başka kabiliyettir..

25 Şubat 2011 Cuma

12- UMUDUNU KAYBETME! Mutlu Ol!

The World of Stainboy-Tim Burton
Mutlu olmak bazen çok zor gelir insana... Her ne kadar yüzünüzden gülümsemenizi eksik etmemeye çalışıp sırtlansanız da yükümlülükleri, göğüsleseniz de tüm zorlukları, bazen bir taraf eksik kalır... en mutlu olacağınızı sandığınız anda umutsuzluk biniverir omuzlarınıza, yorgunluk çöker yüreğinize... denemekten yorgun ruhunuz ağırlaşır, kalbiniz taşlaşır ve yüzünüzdeki gülümseme yerini gözyaşına bırakır...

"çabalıyorum olmuyor, keşke şöyle olsaydı, böyle yapsaydım ya da keşke gamsız olabilseydim" sözleri dökülür dudaklarınızdan, kendinizi dipsiz bir kuyunun içinde bulursunuz... Girdap gitgide büyür, içinde döne döne kaybolmaktan korkarsınız... Hayatın bazı anlarında asılı kalırsınız... Hayat ondan sonra bir türlü ilerleyemez...hiçbir şey eskisi gibi olmayacak diye düşünürsünüz... hep o anda takılı kalır, geriye bakıp bakıp o anı düşünürsünüz...yine şimdiyi yaşamayı bir kenara koymuşsunuzdur işte. ve gelecekteki kontrolünüzü de kaybetmek üzeresinizdir..

peki ne yapmak gerekir... farkındalık burada ne kadar önemlidir? bilincinizin sınırlarını zorlarsınız çözüm bulmak için... kimi zaman orta yollu, olmuyorsa tek taraflı... sonuç odaklı.

birşeyleri kazanmak için çok ter döker, çok yoldan geçeriz. Ama ne kadar da kolaydır kaybetmek. Bir söze, bir bakışa, bir yanlış anlamaya, bir inada, bir egoya, gurura veya saçma sapan herhangi başka bir nedene bakar... "Kıymayı oraya değil buraya koymalıydın" diyerek başlayan kavga sonucu boşanan arkadaşlarımda olduğu gibi...

Oysa ne kadar zordur birşeyleri inşa etmek, başlatmak... ama tatlıdır da...önemli olan onu sürdürebilmektir. Bir ilişkiyi, bir başarıyı, bir umudu, bir yaşam savaşını devam ettirebilmektir söz konusu olan. Senelerce üzerinde çalıştığınız araştırmanızın son halini vermiş, üzerine saatlerinizi, günlerinizi hatta aylarınızı harcayıp somutlaştırmışsınızdır ancak hedefe ulaşmak üzereyken yolda takılmış olması süreci zorlaştırır, garipleştirir, ruh halinizi bozar... bitirilen bir projenin aslında bitemediğini görmek sizi umutsuzluğa sürükler.


bu hayatın her evresinde geçerlidir.peki umutsuzluğa kapılmamak ve hep o umudu canlı tutmak için ne yapmak gerekir? bir insan nereye kadar gücünü koruyabilir, kendi içinde nasıl çözebilir bunları dışarıya yansıtmadan...umudunu yitirmeye izin verdiğimiz anda biter her şey..o nedenle bize düşen o umudu canlı tutmaktır. Zorla da olsa... küçük mutluluklarla büyük mutlulukların yolunu yapmaktır bir şekilde misyonumuz. küçük mutlulukların değerini bilip onları büyütmektir önemli olan...aksi takdirde takılır yürek dikenli tellere, çıkarken de yırtılır çeperleri.. o yüzden hiç bakmamaya çalışıp geriye, sadece iyi şeyler ummaktır yaşamdan yapılması gereken...

sürekli iyi şeyler isteyip, olumlu bakış açısı yaratmaya çalışmaktır bazen hayat.. ister "placebo" etkisi olsun ister gerçek mutluluk... önemli olan üzerimizde bırakacağı etkidir aslında.



14 Şubat 2011 Pazartesi

sevgililer gününü kutla // celebrate valentines day

sevgililer gününüz kutlu olsun...

Her ne kadar ticaret kaygısıyla eleştiri oklarına hedef olsa da, ya da "bize her zaman sevgililer günü, ne gerek var kutlamaya" deyişlerine zemin hazırlasa da, anneler, babalar günü gibi sevgililer günü de bir meta değeri taşısa da, ben kutlanmasında hiçbir sakınca görmüyorum. 

Batı medeniyetlerinde "sevgili" anlamına gelen Valentine kelimesinin 14 Şubat'a kattığı anlam, 1800'lü yıllarda Amerikalı Esther Howland'ın ilk Sevgililer Günü kartını yollamasıyla ticari boyutunu kazandı. O günden bu yana çok sayıda insanın kutladığı toplumsal bir olay olan Sevgililer Günü, tüm dünyada ticaretin canlandığı bir dönem haline gelmekten kurtulamadı.

Hristiyan ritüeli olarak atfedilip, hele bu yıl gayet saçma bir şekilde zaten Müslümanlara ait olmayan bir gün olan asıl adı Saint Valentine's Day olan sevgililer gününü "kandile denk geliyor haşaaa kutlanır mı, çarpılırsınız" nidalarıyla karşılayan ve programların gününü 13 Şubat Pazar gününe kaydıran mekanları ve organizatörleri de hayretle karşılamadan edemiyorum. 

Sadece, her tarafta uçuşan kırmızı kalpleri, balonları, ya da cıvıl cıvıl aşk dolu vitrinleri görmek bile insanın içini açmaya yetiyor. Sevgilin olsun olmasın, ne fark eder... sıcacık renkler, kalpli çikolatalar ve şekerler, pofidik pofidik oyuncaklar... hepsi de soğuk şubat ayının en azından bir gününü ısıtmak için birebirler...

Romantik döneme özellikle gönlünü kaptırmış birisi olarak bence dünyanın en güzel şeyi iki insanın, iki kedinin veya iki salyangozun:) veya herhangi bir ikilinin TEK olabilmesi... Bence aşk kendinden vazgeçmektir...AŞK YEKPARE OLABİLMEKTİR...

Aşkın tanımlanması için yüzyıllarca uğraşıp onu kalıplara sokmaya çalışanlara bizim dönemimizin ŞİPSEVDİ sakızlarını öneririm...:) Aşk, o sakız kağıtlarındaki gibi işte... her anında mevcut..sadece bir güne sığdırmak elbette mümkün değil... amaç o her daim kutlanası mutluluğu bir kez daha hatırlamak...


Sevgililer gününüz tekrar kutlu olsun:))



21 Ocak 2011 Cuma

11- ANI YAŞA! ANIN TADINI ÇIKAR! Mutlu Ol!

Yesterday is history
Tomorrow is a mystery
And today is a gift
That is why it is called "present"..

Kung-fu Panda'da yaşlı kaplumbağa Usta Oogway söylüyordu bu alıntı sözü... Çok beğendiğim bir animasyon filmdi Kung-fu Panda..yakında 2.si gelecek sinemalara..

İlgili resim

"An"ların önemini kendileri geçmişe karışıp, iş işten geçtikten sonra fark ediyoruz maalesef. Filmde de yapılan o önemli alıntıyı hiçbir zaman unutmamak gerekir aslında. İngilizcesi daha anlamlı oluyor. Çünkü birçok kişinin bildiği üzere,  "present" hem hediye hem şu an anlamına geliyor ingilizcede.

Kimi zaman geçmişin bir yerinde asılı kalır, hayatımıza devam edemeyiz. Sürekli geçmişte yaşar, geri dönmeye çalışırız. Aslında farkedemeyiz o an itibariyle yaşamımızı da askıya aldığımızı... "An" biz geçmişe bakarken bitmiş, o da geçmiş oluvermiştir işte...arada an"lar kaçtığı gibi geleceğimizden de çalmışızdır yine...sonra kapı çalmadan geliverirler yitirilişlerin beklenen konukları olan "keşke"ler. Ah keşke demenin ise pek de bir faydası kalmaz artık..."Keşke o anımı daha iyi değerlendirseydim"..

Bazen de gelecek kaygısı bürür gözümüzü, tüm benliğimizi kaptırıveririz fani yaşamın keşmekeşine... Geleceğimizi garanti altına almak dürtüsüyle çalışırız deliler gibi durmadan, bıkmadan usanmadan... Gözümüz kimi zaman ne ailemizi, ne arkadaşlarımızı görür, ne kendimizi ne de elimizden kayıp giden yaşamı... Geleceğimizi inşa etmeye çalışırken yine farkına varamayız ki geleceğimizi bir yandan yaşamaya devam ediyoruz anlarımızın üzerine basılıp yükselmeye çalışarak...ayağımızın altında kalan "an"lar ise yine yok olup gitmiş ileriye bakmaya çalışırken...

"An"ımız geleceğimiz olmuş bu kez de, ve gelecek de gitmiş elimizden yine...düşünmekten, çabalamaktan yorgun düşmüşüz anlayamamışız o anda yaşamanın önemini... 

Hayat garip bir yolculuk...bazen çok hakimizdir elimize verilmiş yaşama, bazen de olaylar gelişir etrafımızda bize sormadan, gizli bir el bu oyunu yönetirmişçesine... istersiniz müdahelede bulunmayı ama eliniz kolunuz bağlanmıştır bir kere...

Yarının garantisinin hiçbir zaman olmadığı bir düzende sahneliyoruz bize biçilmiş rolleri... Bir bakıyorsunuz varsınız ve bir dolu planlar yapıyorsunuz geleceğe dair, bir bakıyorsunuz yok... 

Buradaki zamanın kısıtlı olduğunu bilerek ona göre yaşadığımız anın tadını çıkarmaktan yanayım hep. Ne olmuş bitmiş şeylere, ne de olacaklara takılıp kalmanın anlamı yok. Bize düşen sadece,"şimdi"yi hakkını vere vere yaşamak...Tadını doyasıya çıkarmak... Mutluluk tomurcuklarını serpmek elimizden geldiğince etrafa..Bu dünyada her yaşanan şey insanın yanına kar kalıyor... ve günün birinde mavi kelebek sadece uçuuup gidiyor...


13 Ocak 2011 Perşembe

10-Mutluluk Şarkınızı Dinle!! Mutlu Ol!


Bazı özel anlar vardır sadece özel şarkıların anlatabildiği...

Saybia'nın The Day After Tomorrow'u benim için özel olanı...Ama official videosu ile değil de bir okul projesi için öğrencilerin yaptığı video klibiyle:)

Her dinlediğimde aynı ana geri dönüyor, aynı mutlulukları tekrar tekrar yaşıyorum...

Please tell me why do birds
Sing when you're near me?
Sing when you're close to me?
They say that I'm a fool
For loving you deeply
Loving you secretly

But I crash in my mind
Whenever you are near
Getting deaf, dumb and blind
Just drowning in despair
I am lost in your flame
It's burning like the sun
And I call out your name
The moment you are gone

Please tell me why can't I
Breathe when you're near me?
Breathe when you're close to me?
I know you know I'm lost
In loving you deeply
Loving you secretly
Secretly

But I crash in my mind
Whenever you are near
Getting deaf, dumb and blind
Just drowning in despair
I am lost in your flame
It's burning like the sun
And I call out your name
The moment you are gone

Tomorrow
I'll tell it all tomorrow
Or the day after tomorrow
I'm sure I'll tell you then

Well I crash in my mind
Whenever you are near
Getting deaf, dumb and blind
Just drowning in despair
I am lost in your flame
It's burning like the sun
And I call out your name
The moment you are gone
The moment you are gone

11 Ocak 2011 Salı

9-SABRET! Mutlu Ol!

Mutluluğa giden yolda en önemli erdemlerden biridir sabır... Tıpkı Gretchen'ın da anlattığı ve kendi hayatında uygulamaya çalıştığı gibi, olaylar karşısında daha sakin kalmayı başarabilmek ve beklemeyi öğrenmektir önemli olan. Bazen olması gereken şeyler hemen olmaz, gelmesi gereken kişiler hemen gelmez, aramasını istedikleriniz hemen aramaz....Beklersiniz telefon çalsın, kapı çalsın ama hemen olsun hemen!! Olmuyor mu? "o zaman zorlamalıyım, ben oldurmalıyım" dersiniz... bazen birşeye asılmak tutup çekip almak belki en iyisi gibi gelir....bazen bu doğrudur da... ama bazen de yanlış... herşey için doğru bir zaman vardır...ve o doğru zaman elbette gelecektir... Eğer siz elinizden geleni yapmışsanız, ve ben gerçekten elimden geleni, hatta fazlasını yaptım ama niye olmuyor diyorsanız, o zaman bırakıp bekleme zamanıdır...Artık rahatlayıp kenara çekilebilir, karşınızdaki kişiye, olaya veya beklentiye de biraz olsun söz hakkı tanıyabilirsiniz... 

Sabretmeyi öğrenmek gerekir. Her zaman istemek ve inanmak çok önemlidir ancak her şey bizim istediğimiz gibi ya da istediğimiz zaman olmayabilir. Bu süreçte sabretmek en sonunda beklenen şeyin değerini de arttırır. Böylece kavuşma anında yaşanan mutluluk da ikiye katlanır... Bu yolda yaşanılan her diğer gerçek, zaten öğrenmemiz gereken şeylerden sadece birkaçıdır. Böylece tek bir mutluluk yerine birçok küçük mutluluklar yaşanmış olur. 


***

     There art two cardinal sins from which all others spring: Impatience and Laziness.
Franz Kafka

 If I have ever made any valuable discoveries, it has been owing more to patient attention, than to any other talent.
Isaac Newton

How poor are they who have not patience! What wound did ever heal but by degrees.
William Shakespeare

Have courage for the great sorrows of life and patience for the small ones; and when you have laboriously accomplished your daily task, go to sleep in peace. God is awake.
Victor Hugo
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...